<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Maraş Aktüel | Kahramanmaraş Haberleri</title>
    <link>https://marasaktuel.com.tr</link>
    <description>Son dakika, gündem, ekonomi, dünya, spor ve tüm kategorilerde haberler. Hızlı ve güvenilir Maraş haber ve Kahramanmaraş haber Maraş Aktüelde!</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://marasaktuel.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 21 Jun 2026 14:48:00 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Abdi İbrahim ilaçta elektronik kullanma talimatı dönemini başlattı]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/abdi-ibrahim-ilacta-elektronik-kullanma-talimati-donemini-baslatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/abdi-ibrahim-ilacta-elektronik-kullanma-talimati-donemini-baslatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Abdi İbrahim, dijital dönüşüm adımlarından Karekod Projesi'ni hayata geçirerek elektronik kullanma talimatı (e-KT) içeren ilk ürünlerini piyasaya sundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, ilgili regülasyonlar kapsamında, muaf tutulan ürünler hariç olmak üzere, uygun ürünlerde yalnızca e-KT içeren karekodlu ambalaj uygulaması kullanılacak. 1 Ocak 2027 itibarıyla zorunlu hale gelecek e-KT uygulamasına erken uyum sağlayan Abdi İbrahim, dönüşüm sürecini ürün portföyüne yaygınlaştırmaya devam ediyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığına bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun (TİTCK) ilaç kutuları üzerinden kullanma talimatlarının elektronik ortamda erişilebilir olmasına yönelik düzenlemesi doğrultusunda şirket, e-KT içeren ilk ürünlerini piyasaya sunarak, haziran ayı itibarıyla ürün portföyünde kademeli geçiş sürecini başlattı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygulama sayesinde kullanıcılar, ilaç kutuları üzerinde yer alan karekodları akıllı cihazlarıyla okutarak güncel e-KT'lere dijital ortamda erişebilecek. Şirket, dönüşüm kapsamında basılı kullanma talimatlarını da kademeli olarak kaldırarak kağıt tüketimini azaltmayı, karbon ayak izini düşürmeyi ve dijitalleşmeyi çevresel sürdürülebilirlik hedefleriyle buluşturmayı amaçlıyor.</p>

<p>Dijitalleşme ve çevresel sürdürülebilirliği odağına alan Karekod Projesi, Abdi İbrahim'in 'HEAL2050' Sürdürülebilirlik Stratejisi kapsamında düşük karbonlu şirkete dönüşme hedefiyle uyumlu bir proje olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Basılı kullanma talimatlarının kaldırılmasıyla şirketin yıllık yaklaşık 2 bin 500 ton karbondioksit eşdeğeri (CO2e) sera gazı emisyon azaltımı sağlaması hedefleniyor. Söz konusu dönüşüm, kağıt tüketiminin ve karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlarken, Türkiye'nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefleriyle de uyumlu bir yaklaşım ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>- 'İkiz dönüşümü tek bir kutuya sığdırdığımız için gururluyuz'</strong></p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Abdi İbrahim İnsan Kaynakları, Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Oğuzcan Bülbül, projenin Abdi İbrahim'in HEAL2050 sürdürülebilirlik stratejisiyle doğrudan uyumlu olduğunu belirtti.</p>

<p>Sürdürülebilirliğin iş yapış biçimlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Bülbül, hayata geçirdikleri her projede ortak faydaya hizmet eden, çok yönlü bakış açılarındaki izlerin bulunduğunu aktardı.</p>

<p>Bülbül, 'Bu proje, bir yandan dijitalleşmeyle sağlık hizmetlerinde erişilebilirliği artırırken ve kullanıcıların bilgiye erişimini kolaylaştırırken, diğer yandan da kağıt tüketimimizi ve buna bağlı karbon emisyonlarımızı azaltarak düşük karbonlu dönüşüm yolculuğumuza katkı sağlıyor. İkiz dönüşümü tek bir kutuya sığdırdığımız için gururluyuz.' değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/abdi-ibrahim-ilacta-elektronik-kullanma-talimati-donemini-baslatti</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/06/i-1-7.jpg" type="image/jpeg" length="36604"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kolon kanserinde erken tanı için düzenli tarama önerisi]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/kolon-kanserinde-erken-tani-icin-duzenli-tarama-onerisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/kolon-kanserinde-erken-tani-icin-duzenli-tarama-onerisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Mutluay Soyer: - 'Erken teşhis edilen hastalarda tedavi başarısı belirgin şekilde artıyor']]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Mutluay Soyer, erken evrede çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebilen kolon kanserinin erken tanıyla önlenebilen ve tedavi başarısı yüksek bir kanser türü olduğunu, bu nedenle düzenli taramaların hayati önem taşıdığını belirtti.</p>

<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, kolorektal kanserler, dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer almaya devam ediyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre kolon ve rektum kanserleri erkeklerde en sık görülen üçüncü, kadınlarda ise ikinci kanser türü olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı Soyer, kolorektal kanserlerin yaklaşık yüzde 95'inin polip adı verilen oluşumlardan kaynaklandığını kaydetti.</p>

<p>Soyer, bağırsak iç yüzeyinde gelişen et beni benzeri yapılar olan poliplerin özellikle adenomatöz türlerinin zaman içerisinde kansere dönüşme potansiyeline sahip olduğunu belirterek, 'Poliplerin büyük bölümü başlangıç döneminde herhangi bir şikayete yol açmadan gelişebiliyor. Bu nedenle düzenli tarama programları erken tanı açısından kritik önem taşıyor.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bazı poliplerin yıllar içerisinde büyüyerek kansere dönüşebildiğini aktaran Soyer, 'Erken dönemde çıkarılan poliplerle bu riskin azaltılabildiği ifade ediliyor. Bu polipler kolonoskopi sırasında çıkarılmasıyla kanser gelişimini önlüyor. Yaş ilerledikçe polip görülme sıklığı artıyor. Bu nedenle düzenli taramalar ihmal edilmemelidir.' değerlendirmelerini yaptı.</p>

<p>Soyer, kolon kanseri taramasında dışkıda gizli kan testi, rektosigmoidoskopi ve kolonoskopi yöntemlerinin kullanıldığı bilgisini paylaşarak, kolonoskopinin tüm kalın bağırsağın ayrıntılı şekilde değerlendirilmesine olanak sağladığını ifade etti.</p>

<p>İşlem sırasında şüpheli alanların değerlendirilebildiğini ve gerekli durumlarda biyopsi alınabildiğini aktaran Soyer, 'İşlem sırasında saptanan polipler aynı seansta çıkarılabiliyor. Bu durum kansere dönüşebilecek lezyonların erken dönemde ortadan kaldırılmasına katkı sağlar. Kontrol kolonoskopi zamanlamasının ise çıkarılan poliplerin sayısı, boyutu ve patolojik özelliklerine göre planlanır.' değerlendirmelerinde bulundu.</p>

<p>- Genetik ve çevresel etkenler önemli</p>

<p>Soyer, normal risk grubundaki bireylerde 45 yaş sonrası kolon kanseri taraması önerildiğine işaret ederek, şunları kaydetti:</p>

<p>'Ailesinde kolon kanseri veya polip öyküsü bulunan kişilerde taramaya daha erken yaşlarda başlanması gerekiyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kolon kanseri vakalarında artış görüldüğüne dikkat çekilirken, bu nedenle uluslararası kılavuzlarda tarama yaşının güncellendiği belirtiliyor. Özellikle risk grubunda bulunan bireylerin düzenli kontrollerini aksatmamasının erken tanı açısından büyük önem taşıdığı ifade ediliyor. Tarama programlarının yalnızca şikayeti bulunan bireyler için değil, sağlıklı kişiler için de koruyucu sağlık yaklaşımının önemli bir parçası olduğu vurgulanıyor. Özellikle aile öyküsü bulunan bireylerde taramalar, ailede tanı alan kişiden yaklaşık 10 yıl önce veya en geç 40 yaşında başlaması gerekiyor. Genetik geçişli bazı hastalıklarda ise çok daha erken yaşlarda takip gerekiyor.'</p>

<p>Kolon kanseri gelişiminde genetik faktörlerin yanı sıra çevresel etkenlerin de önemli rol oynadığını aktaran Soyer, sigara kullanımı, fazla kırmızı et tüketimi, obezite, diyabet, insülin direnci ve inflamatuvar bağırsak hastalıklarının risk faktörleri arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p>Soyer, işlenmiş gıdaların yoğun tüketildiği beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzının kolon sağlığını olumsuz etkileyebildiğini, düzenli fiziksel aktivite yapılması, lifli gıdalarla beslenme ve sebze-meyve tüketiminin koruyucu etki gösterdiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dışkılama alışkanlığında değişiklik, uzun süren kabızlık veya ishal, dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı, açıklanamayan kilo kaybı ve kansızlık gibi belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Soyer, şunları kaydetti:</p>

<p>'Özellikle uzun süre devam eden sindirim sistemi şikayetlerinin ihmal edilmemesi gerektiği belirtiliyor. Uzmanlar, erken dönemde yapılan değerlendirmelerin hastalığın kontrol altına alınabilmesi açısından önemli avantaj sağlayabildiğini ifade ediyor. Düzenli sağlık kontrollerinin ve tarama programlarının kolon kanserine bağlı ölüm oranlarının azaltılmasında önemli rol oynadığı vurgulanıyor. Düzenli tarama programları sayesinde kolon kanseri erken dönemde saptanabiliyor. Erken teşhis edilen hastalarda tedavi başarısının belirgin şekilde artıyor.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/kolon-kanserinde-erken-tani-icin-duzenli-tarama-onerisi</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/05/agency/aa/kolon-kanserinde-erken-tani-icin-duzenli-tarama-onerisi.jpg" type="image/jpeg" length="63145"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından ebeveynlere 'Sınavlarda çocuklarınıza baskıyı değil, desteği artırın' önerisi]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/uzmanindan-ebeveynlere-sinavlarda-cocuklariniza-baskiyi-degil-destegi-artirin-onerisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/uzmanindan-ebeveynlere-sinavlarda-cocuklariniza-baskiyi-degil-destegi-artirin-onerisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Alperen Bıkmazer, sınavın stres kaynağı olduğunu belirterek, ebeveynlere sınavlarda çocuklarına baskıyı değil, desteği artırması önerisinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bıkmazer, Türk Psikofarmakoloji Derneğinin düzenlediği sağlık kongresi için geldiği Antalya'da AA muhabirine yaptığı açıklamada, telefon bağımlılığı, dünyadaki savaş gibi durumların çocukların psikolojisini daha çok etkilediğini söyledi.</p>

<p>Çocuk ve ergenlerin hem nörobiyolojik olarak hem de psikososyal olarak gelişmekte olan bireyler olduğunu anlatan Bıkmazer, 'Dolayısıyla bu gelişimin devamlılığına bağlı kırılganlıkları da var, hassasiyetleri söz konusu. Bu tarz olumsuz deneyimlerden daha kolay, daha fazla etkilenebiliyorlar. Hani yapılmakta olan, oluşmakta olan bir yapıya gelen darbeyle tamamlanmış bir yapıya gelen darbenin etkisi aynı olmuyor. Dolayısıyla olumsuz deneyimlerden çok kolay etkilenebiliyorlar.' diye konuştu.</p>

<p>Bıkmazer, dijital dünyayla birlikte çocukların çok fazla bilgi bombardımanına maruz kaldığını ifade ederek, dijital bağımlılığın etkilerinin olduğunu kaydetti.</p>

<p><strong>- 'Çocuklar kontrolsüz, denetimsiz çok fazla bilgiye maruz kalıyor'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bağımlılıktan farklı olarak çocukların kontrolsüz, denetimsiz çok fazla bilgiye maruz kaldığına dikkati çeken Bıkmazer, şöyle konuştu:</strong></p>

<p>'Tabii o bilgiyi süzgeçten geçirme, bilgiyi işleme kapasitemiz de otuz sene önce nasılsa aslında şimdiki bireylerde de aynı şekilde. Bizim beyin yapımızda dramatik bir değişiklik yok. Bu kadar çok bilgi var ama bilgi işleme aynı. Bu kadar yoğun bilgi olumlu sonuçlar oluşturabiliyor tabii ki ama çocuklar bazen bunaltı da yaşayabiliyor. Tamamen de kötü bir noktaya çekmiyoruz meseleyi ama olumsuz sonuçlara yol açtığını da biliyoruz.'</p>

<p>Bıkmazer, ebeveynlerin çocuklarına yönelik denetiminin önemli olduğunu vurgulayarak, çocukların nerede kimlerle zaman geçirdiğinin bilinmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Çocukları korumanın önemine işaret eden Bıkmazer, 'Dijital mecra bir tür kara delik. Çocukları, çocukların zihinlerini o kara deliğe kaptırmamak, kara deliğin o zihinleri yutmaması adına daha dikkatli olmak gerekiyor. Ebeveynlerin çocuklarını daha çok denetlemeleri önemli.' dedi.</p>

<p><strong>Bıkmazer, sınavların da başlı başına stres kaynağı olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:</strong></p>

<p>'Sınav tabii ki başlı başına bir stres kaynağı. Aynı zamanda ne yazık ki bir yarışma da söz konusu. Sınavın zaten kendi bir zorluğu var, bir de o yarışmanın getirdiği zorluk var. Sadece belli sayıda bilgiye sahip olmanız yetmiyor. O bilgiyi belli bir süre içerisinde işlemeniz, doğru yanıt vermeniz gerekiyor. Onun için çocukların ellerinden geldikçe sakin kalmalarını öneriyoruz. Zaten çocuklar kendilerini baskı altında hissediyorlar. Ebeveynlerin daha çok destekleyici olmalarını, çocukların hissettiği o baskıyı artırmamalarını öneriyoruz.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/uzmanindan-ebeveynlere-sinavlarda-cocuklariniza-baskiyi-degil-destegi-artirin-onerisi</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/05/i-35.jpg" type="image/jpeg" length="53633"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gıdalardaki pestisit kalıntıları sağlığa zarar veriyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/gidalardaki-pestisit-kalintilari-sagliga-zarar-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/gidalardaki-pestisit-kalintilari-sagliga-zarar-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Aslı Muslu Can, gıdalardaki pestisit kalıntılarının insan sağlığını tehdit edebileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üniversiteden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Aslı Muslu Can, artan nüfus ve gıda talebinin tarımsal üretimde verimliliği artırma zorunluluğunu beraberinde getirdiğini ve bu noktada pestisitlerin üreticiler için önemli bir araç haline geldiğini aktardı.</p>

<p>Pestisitlerin böcekler, yabancı otlar ve mantarlar gibi zararlılarla mücadelede kullanılan kimyasal ya da biyolojik maddeler olduğunu, doğru kullanılmadığında ise önemli sorunlara yol açabileceğini vurgulayan Can, şunları kaydetti:</p>

<p>'İnsektisitler, böcekleri, herbisitler, yabancı otları, fungisitler ise mantarları kontrol altına almak için kullanılır. Bu maddeler, tarımsal üretimde verim kaybını azaltmak ve ürün kalitesini artırmak amacıyla yaygın şekilde tercih ediliyor. Pestisit kalıntıları, gıdalar aracılığıyla insan vücuduna girebiliyor. Uygun doz ve kullanım talimatlarına uyulmadığında, bu kalıntılar birikim gösterebilir. Uzun süreli maruziyet hormon dengesizlikleri, sinir sistemi bozuklukları, bağışıklık sisteminde zayıflama ve bazı kanser türleriyle ilişkilendiriliyor. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve hamile bireyler, bu etkiler karşısında daha hassas grupta yer alıyor.'</p>

<p><strong>- 'Ekosistem dengesinin bozulmasına yol açabiliyor'</strong></p>

<p>Can, pestisitlerin yalnızca hedef zararlıları değil, faydalı böcekleri ve ekosistemi etkileyebildiğini, toprak mikroorganizmalarının zarar görebileceğini ve su kaynaklarına karışarak uzun vadeli çevre kirliliğine neden olabileceğini, bu durumun biyolojik çeşitliliğin azalmasına ve ekosistem dengesinin bozulmasına yol açabileceğini kaydetti.</p>

<p>Türkiye'de pestisit kullanımının Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından belirlenen maksimum kalıntı limitleri çerçevesinde denetlendiğini aktaran Can, şu değerlendirmelerde bulundu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Zaman zaman yapılan analizlerde limit üstü kalıntılara rastlanması, konunun önemini ortaya koyuyor. Tüketiciler basit önlemlerle pestisit maruziyetini azaltabilir. Sebze ve meyvelerin bol suyla yıkanması, mümkünse kabuklarının soyulması, mevsiminde ve yerel ürünlerin tercih edilmesi, güvenilir üreticilerden alışveriş yapılması ve organik ya da iyi tarım uygulamaları sertifikalı ürünlere yönelinmesi, alınabilecek önlemler arasında yer alıyor.'</p>

<p>Pestisit kullanımının tamamen ortadan kaldırılmasının kısa vadede mümkün olmayacağını vurgulayan Can, entegre zararlı yönetimi, biyolojik mücadele yöntemleri ve doğru doz uygulamalarıyla risklerin önemli ölçüde azaltılabileceğini, bu noktada üretici kadar tüketicinin de bilinçlenmesinin önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Can, pestisitlerin modern tarımın önemli parçası olduğunu ancak bilinçsiz kullanımının ciddi sağlık ve çevre sorunlarına yol açabileceğini ifade ederek, daha güvenli ve sürdürülebilir bir gıda sistemi için toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/gidalardaki-pestisit-kalintilari-sagliga-zarar-veriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 10:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/05/i-34.jpg" type="image/jpeg" length="27526"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Talasemi hastaları 'Biz İyilik Severiz' projesiyle düzenli kan bağışçılarına ulaşıyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/talasemi-hastalari-biz-iyilik-severiz-projesiyle-duzenli-kan-bagiscilarina-ulasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/talasemi-hastalari-biz-iyilik-severiz-projesiyle-duzenli-kan-bagiscilarina-ulasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Kızılay öncülüğünde yürütülen 'Biz İyilik Severiz' projesiyle, 'Akdeniz anemisi' olarak da bilinen talasemi hastalığıyla mücadele edenlerin kan ihtiyacı düzenli bağışçılar aracılığıyla karşılanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Kızılay Kan Hizmetleri Genel Müdürlüğü koordinasyonunda hazırlanan proje, 2023 yılında Talasemi Federasyonu, Türkiye Kan Hastalıkları Vakfı, Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinin işbirliğinde hayata geçirildi.</p>

<p>Proje kapsamında 40 bin 783 bağışçının yer aldığı veri havuzundan 4 bin 63 'sadık bağışçı' belirlendi.</p>

<p>Sürdürülebilir ve güvenli kan temin edilmesinin amaçlandığı projede, gönüllüler ile 247 hasta arasında eşleştirme yapıldı.</p>

<p>Adana'daki pilot uygulamanın ardından Hatay ve Osmaniye'de başlatılan çalışma kapsamında gönüllülerin bağışladığı kan, eşleştirildikleri talasemi hastalarına naklediliyor.</p>

<p>Bireyleri bağışçı arama yükünden kurtaran proje sayesinde 'Akdeniz anemisi' olarak da bilinen hastalığın tedavi süreci daha planlı ilerliyor.</p>

<p><strong>- 'Talasemi hastalarımızın yarasına merhem olmak çok kıymetli'</strong></p>

<p>Türk Kızılay Genel Sekreteri Ramazan Saygılı, AA muhabirine, 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü'ne yönelik farkındalık çalışmaları yaptıklarını söyledi.</p>

<p>Projenin bu anlamda da önem taşıdığını dile getiren Saygılı, 'Eskiden herkes bağışçısını kendi getirirdi. Şimdi hasta yarın gelecekse, kanı bugünden itibaren Türk Kızılay tarafından hazırlanıyor. Hastamız, hastanede kanını alıp gidiyor. Talasemi hastalarımızın yarasına merhem olmak çok kıymetli.' dedi.</p>

<p>Gönüllülerden Hasan Berzan Toprak da 15 yıldır kan bağışında bulunduğunu belirtti.</p>

<p>Herkese örnek olmak istediğini anlatan Toprak, 'Vücudun her zaman kendini yenileyerek ürettiği bir sıvıyı, faydasını görebilecek birilerine veriyor olmanın manevi hazzı beni çok mutlu ediyor. O kandaşıma faydalı olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>- 'Sürekli başkalarını arayıp 'kan verebilir misiniz?' demek zorunda kalmıyoruz'</strong></p>

<p>Talasemi hastalarından 33 yaşındaki Hüner Çöltü de kan almak için 21 günde bir hastaneye gittiğini ifade ederek, şöyle konuştu:</p>

<p>'Kan almadan yaşamımızı sürdürmemiz mümkün değil. Daha önce kan bulmakta çok zorlanıyor, kendi bağışçımı getiriyordum. Getirmeme rağmen uygunsuz çıktığında sıkıntı yaşıyordum. Şu an Türk Kızılayın hazırladığı proje sayesinde kanımızı düzenli alabiliyoruz. Herhangi bir sıkıntı yaşamıyorum. Sürekli başkalarını arayıp 'kan verebilir misiniz?' demek zorunda kalmıyoruz.'</p>

<p>10 yaşındaki Betül Aslanbilek ise doğuştan gelen hastalığıyla mücadele ettiğini belirterek, 'Kan bağışlayanlara çok teşekkür ederim, onlardan Allah razı olsun. Eğer onlar kan vermeseydi, hastalığımız daha da zorlaşabilirdi. Herkesin, kan bağışında bulunmak için Türk Kızılaya gitmelerini isterim.' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/talasemi-hastalari-biz-iyilik-severiz-projesiyle-duzenli-kan-bagiscilarina-ulasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/05/agency/aa/talasemi-hastalari-biz-iyilik-severiz-projesiyle-duzenli-kan-bagiscilarina-ulasiyor.jpg" type="image/jpeg" length="68635"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çözüm bulamadığı bel ağrısından hastanede takılan pille kurtuldu]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/cozum-bulamadigi-bel-agrisindan-hastanede-takilan-pille-kurtuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/cozum-bulamadigi-bel-agrisindan-hastanede-takilan-pille-kurtuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Belinde 10 yıldır hissettiği ağrı nedeniyle yürüme güçlüğü çeken 63 yaşındaki Sıdıka Albahar, Mersin Üniversitesi Hastanesinde vücuduna yerleştirilen 'ağrı pili' sayesinde şikayetlerinden kurtuldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Evli ve 4 çocuk annesi Albahar, 10 yıl önce belinde başlayan ağrının geçmemesi üzerine doktora başvurdu.</p>

<p>Sıkıntılarına ilaç tedavisiyle çözüm bulamayan Albahar'ın omurgası, ameliyatla takılan metal vidalarla sabitlendi.</p>

<p>Albahar, geçirdiği operasyona rağmen şiddetli ağrı, uyku problemi ve yürüme güçlüğü çekmesi nedeniyle hayatını idame ettiremez hale geldi.</p>

<p>Mersin Üniversitesi Hastanesine başvuran Albahar'ı muayene eden Algoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mesut Bakır, 'ağrı pili (spinal kord stimülasyon)' tedavisi uygulanmasına karar verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastanede gerçekleştirilen operasyonda bel bölgesine pil yerleştirilen 63 yaşındaki kadının yüzü, ağrı şikayetlerinden kurtulmasıyla güldü.</p>

<p>- 'Ev işi yapamıyor, eğilip kalkamıyordum'</p>

<p>Sıdıka Albahar, AA muhabirine, 10 yıldır hissettiği ağrılardan kaynaklı birçok tedavi yöntemi denediğini söyledi.</p>

<p>Sıkıntılı günler yaşadığını dile getiren Albahar, 'Hiç kimseyle konuşmak istemiyordum. Ev işi yapamıyor, eğilip kalkamıyordum. Lavaboya bile gidemiyordum. Ağrı pili takıldıktan sonra normal hayata döndüm, çok rahatım. Günlük her işimi yapıyorum. Hocamdan Allah razı olsun. Şimdi çok rahatım. Ağrılarım yok ve çok güzel uyuyabiliyorum.' dedi.</p>

<p><strong>- Ağrı sinyallerinin beyne iletilmesi engelleniyor</strong></p>

<p>Doç. Dr. Mesut Bakır da hastanın geçmişte operasyon geçirdiği omurga bölgesinde yeni fıtık ve kaymalar oluşmasının, kendilerini 'ağrı pili' uygulamasına yönlendirdiğini belirtti.</p>

<p><strong>İki aşamalı cerrahi müdahale yapıldığını anlatan Bakır, şöyle konuştu:</strong></p>

<p>'Uygulamanın birinci basamağında kabloları hastanın omuriliğine kapalı yöntemle yerleştiriyoruz. Dışarıdan kontrol sağlayarak hastanın bel ve bacak bölgesinden gelen ağrı sinyallerinin beyne iletilmesini engelliyoruz. Hasta 1 hafta süreyle takip ediliyor ve bu işlemden yeteri kadar tatmin sağladıysak bu sefer ağrı pilini yerleştirme işlemine geçiyoruz. Hastaya da kumandasını vererek ağrı durumuna göre kontrol yapmasını sağlıyoruz.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mersin, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/cozum-bulamadigi-bel-agrisindan-hastanede-takilan-pille-kurtuldu</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/agency/aa/cozum-bulamadigi-bel-agrisindan-hastanede-takilan-pille-kurtuldu.jpg" type="image/jpeg" length="63531"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bebeklerin 'ilk nefesine' 17 yıldır şahitlik ediyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/bebeklerin-ilk-nefesine-17-yildir-sahitlik-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/bebeklerin-ilk-nefesine-17-yildir-sahitlik-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde görevli ebe Tuğba Tatlı, bebeklere olan sevgisiyle seçtiği mesleğinde 17 yıldır binlerce ailenin evlat sevincine tanıklık ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Niğde'de dünyaya gelen 37 yaşındaki Tatlı, çocukluk yıllarından itibaren bebeklere duyduğu ilgi ve yardım etme isteğiyle ebelik mesleğine yöneldi.</p>

<p>Atatürk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nden mezun olduktan sonra 2009 yılında Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesine atanan Tatlı, 2013 yılından bu yana görevini Kahramanmaraş'ta sürdürüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dört çocuk annesi Tatlı, meslek hayatı boyunca sayısız doğumun gerçekleşmesine yardımcı olurken ailelerin heyecanını da paylaşıyor.</p>

<p><strong>- 'Bebeğe ilk dokunan sizsiniz'</strong></p>

<p>Mesleğini ilk günkü motivasyonuyla icra ettiğini belirten Tatlı, AA muhabirine, doğum anının kendisi için en büyük mesleki tatmin kaynağı olduğunu söyledi.</p>

<p>Bir bebeğin dünyaya gelişine eşlik etmenin tarifsiz bir duygu olduğunu ifade eden Tatlı, 'Bir bebeği doğurttuğumuz zaman annesinin kucağına verdiğimiz andaki mutluluk, annenin bütün acısını unutması, bebeğin gözlerine bakması ve sağlıklı bir doğum gerçekleştirmek, iş tatmininin sağladığı en güzel anlardan biridir bizim için.' dedi.</p>

<p>Ebelik mesleğinin sadece teknik bilgiyle değil, empatiyle yapılması gerektiğini vurgulayan Tatlı, şunları kaydetti:</p>

<p>'Bebeğin ilk aldığı nefese siz şahitlik ediyorsunuz, ilk oksijeni sizinle alıyor, ilk gözlerini açtığında sizi görüyor, ilk dokunan sizsiniz. Ardından annenin kucağına veriyoruz, ten tene teması sağlıyoruz. Bunları görmek ve yaşamak, çok duygusal anlara şahitlik etmemizi sağlıyor. Anne mutluluktan ağlıyor, baba dışarıda heyecanla bekliyor. Bebeği sardıktan sonra babaya çıkartıyoruz, bazen sadece baba değil, bütün bir aile bekliyor. Hepsinin gözündeki mutluluk ve sevinci görmek, bunlara şahit olmak güzel bir şey.'</p>

<p><strong>- Oğlunu askere uğurlarken doğum yaptı</strong></p>

<p>Meslek hayatında birçok unutulmaz anı biriktirdiğini anlatan Tatlı, ileri yaşta olduğu için hamile olduğunu fark etmeyen bir kadının doğum hikayesinin kendisini derinden etkilediğini söyledi.</p>

<p>Sancıları başlayan kadının hastaneye gelerek bir erkek bebek dünyaya getirdiğini belirten Tatlı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>'Bir anne gelmişti, yaşı oldukça ileriydi. Hamile olduğundan haberi yoktu. O gün akşam da oğlunu askere yollayacakmış. Asker uğurlamasına giderken sancısı tutuyor, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine geliyorlar. Burada doğum yaptı, bir erkek bebeği oldu. Sonrasında hemen asker yollayacağım diye anneyi taburcu etmek zorunda kaldık, kendi isteğiyle çıkmak istedi, biz de gönderdik. Oğlunun birini askere yollarken, diğeri kucağında oldu, bu durum çok duygulandırmıştı bizi.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kahramanmaraş, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/bebeklerin-ilk-nefesine-17-yildir-sahitlik-ediyor</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/agency/aa/bebeklerin-ilk-nefesine-17-yildir-sahitlik-ediyor.jpg" type="image/jpeg" length="34275"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Önce böbrek sonra pankreas nakli olan kadın 36 yıldır çektiği diyabetten kurtuldu]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/once-bobrek-sonra-pankreas-nakli-olan-kadin-36-yildir-cektigi-diyabetten-kurtuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/once-bobrek-sonra-pankreas-nakli-olan-kadin-36-yildir-cektigi-diyabetten-kurtuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'da, şeker hastalığı nedeniyle böbrek nakli ve açık kalp ameliyatı olmak zorunda kalan 42 yaşındaki kadın, pankreas nakliyle 36 yıllık rahatsızlığından kurtuldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara'da oturan Özlem Güngör'e 7 yaşındayken diyabet teşhisi konuldu. O yaştan itibaren insülin iğnesi yapılan Güngör'ün bir süre sonra protein kaçağına bağlı kronik böbrek yetmezliği başladı.</p>

<p>Damarlarında diyabete bağlı ciddi sorunlar yaşayan Güngör, kalp rahatsızlıkları da artınca açık kalp ameliyatı oldu. Böbrekleri iflas edince damar yapısı dolayısıyla diyalize de giremeyen Güngör'e iki yıl önce donör olan eşi Muhammed Ali'den böbrek nakli gerçekleştirildi.</p>

<p>Gözlerinde büyük oranda görme kaybı olan Güngör'e, başvurduğu Antalya'daki Yaşam Organ Nakli Merkezinde diyabetin hasarlarından kurtulması için pankreas nakli önerildi.</p>

<p>Nakil listesine alınan Güngör'ün hayatı gece çalan telefonla değişti. Bağış çıktığını öğrenince eşi ile Ankara'dan gece yola çıkarak, 6 saate Antalya'ya ulaşan Güngör'e Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Aydınlı başkanlığındaki ekip tarafından pankreas nakledildi.</p>

<p>Yeniden yaşama sarılan Güngör, AA muhabirine, çocukluğundan beri böbrek yetmezliği, görme kabı, kalple ilgili sorunlar başta olmak üzere ciddi rahatsızlıklar yaşadığını söyledi.</p>

<p>Kalbini besleyen üç damarın değiştiğini anlatan Güngör, 'Damarlarım saç teli gibi ince. Vücudum bir anjiyoyu daha kaldırabilecek durumda değildi. Gözümün birinde katarakt var, diğeri 1 metre uzaklığı göremiyor. O yüzden bir an önce pankreas nakline karar verildi.' dedi.</p>

<p>Herkesin bir gün bağış bekleyen hasta konumuna gelebileceğini belirterek bağış çağrısında bulunan Güngör, böbrek nakli olduktan sonra da insülin yapmaya devam ettiğini dile getirdi.</p>

<p><strong>Güngör, bağış çıktığına dair telefon gelince heyecan yaşadığını ifade ederek, şunları kaydetti:</strong></p>

<p>'O heyecanla evden ne alabildiysek yanımıza alıp hemen yola çıktık. Hatta haberi ilk duyduğumda bayılmışım. Umudumu kaybettiğim süreçte o haber geldi. Tarifi olmayan bir duygu. Pankreas nakli oldum. 36 yıl sonra ilk kez insülin kullanmıyorum. Normal hayata adapte olmakta zorlanıyorum, bir şey yediğim zaman hala 'şekerim yükseliyor, insüline ihtiyacım var' diye düşünüyorum. Korkusuzca bir şeyleri tüketmeyi çok özlemişim.'</p>

<p>Eşi Muhammed Ali Güngör ise zorlu bir süreçten sonra eşinin yüzü gülünce mutlu olduğunu anlattı.</p>

<p><strong>- 'Pankreas nakli nadir yapılan ameliyatlardan'</strong></p>

<p>Operasyonu gerçekleştiren Prof. Dr. Aydınlı da Tip1 diyabet hastası kadının, insülin kullanmaya devam ettiği için nakledilen böbreğin bir süre sonra iflas edilebileceğini söyledi.</p>

<p>Bağışın ardından ekibinin Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine giderek organı çıkardığını, o süreçte hastanın da Ankara'dan geldiğini belirten Aydınlı, 'Çok uzun zamandır şeker hastalığına maruz kaldığından damarları ciddi sıkıntılıydı. Zorlu ama başarılı operasyon oldu. Pankreas naklinden bu yana hiç insülin kullanmıyor. Herhangi bir diyabet belirtisi yok. Pankreası iyi çalışıyor.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Pankreas naklinin dünyada nadir yapılan operasyonlardan olduğuna dikkati çeken Aydınlı, 'Bu ülkemizdeki 2026'nın ilk pankreas nakli olabilir. Yılda 3-4 pankreas nakli yapılıyor. Sadece bizim merkezde 15 hasta pankreas nakli bekliyor.' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aydınlı, pankreas nakledilecek hastaların böbreğini sol kasığa koyduklarını ancak bu hastanın Ankara'da yapılan nakilde böbreği sağ tarafa konduğu için pankreas naklinin zorlu geçtiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/once-bobrek-sonra-pankreas-nakli-olan-kadin-36-yildir-cektigi-diyabetten-kurtuldu</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/agency/aa/once-bobrek-sonra-pankreas-nakli-olan-kadin-36-yildir-cektigi-diyabetten-kurtuldu.jpg" type="image/jpeg" length="73959"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Açıkta satılan gıdalar 'doğal' algısıyla risk oluşturabilir uyarısı]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/acikta-satilan-gidalar-dogal-algisiyla-risk-olusturabilir-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/acikta-satilan-gidalar-dogal-algisiyla-risk-olusturabilir-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yıldız Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhammet Arıcı, 'doğal' adı altında satılan her ürünün güvenli olmayabileceğini belirterek, özellikle açıkta satılan gıdaların risk taşıyabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Arıcı, '5. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi' için geldiği Antalya'da AA muhabirine yaptığı açıklamada, 'doğal' denilerek pazarlanan gıdaların her zaman sağlıklı olmayabileceğini, belirleyici unsurun üretim ve saklama koşulları olduğunu söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıkta satılan ürünlerin çoğu zaman denetim ve kayıt sistemine tabi olmadan tüketiciye ulaştığına dikkati çeken Arıcı, bu durumun üretim ve dağıtım süreçlerine ilişkin belirsizlikleri artırdığını kaydetti.</p>

<p>Arıcı, bu tür gıdalarda özellikle mikrobiyolojik risklerin öne çıktığını vurguladı.</p>

<p>Birçok ürünün ısıl işlem veya fermantasyon gibi yöntemlerle işlenmesinin, riskleri azaltarak gıdanın daha güvenli hale gelmesini sağladığının bilimsel olarak kabul edildiğini anlatan Arıcı, bu süreçlerin gıda güvenliğinde önemli rol oynadığını belirtti.</p>

<p>Açıkta satılan baharat ve çiğ süt gibi gıdaların kontrollü şekilde üretilmesinin önemine işaret eden Arıcı, 'Gıdanın açık olması elbette dışarıdan bulaşabilecek safsızlıklara da açık demektir ancak bunların kontrol edilememesi durumunda özellikle mikotoksin, aflatoksin gibi riskleri aklımıza getirir. Onun için elbette paketli gıda diyoruz.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Arıcı, gıda kaynaklı risklerin çoğunlukla kısa vadeli etkilerden ziyade zamanla vücutta biriken mikotoksinler aracılığıyla ortaya çıktığını, bu maddelerin bazı organlarda birikerek uzun vadede toksik etki ve kanser gibi ciddi hastalıklara yol açabileceğini dile getirdi.</p>

<p><strong>- Yoğun dumana maruz kalan gıdalar sağlık risklerini artırabiliyor</strong></p>

<p>Gıda güvenliğinde yalnızca ürün seçiminin değil, hazırlama yöntemlerinin de önemli olduğunu vurgulayan Arıcı, yüksek ısı ve yoğun dumana maruz kalan gıdalarda zararlı bileşiklerin oluşabileceğine dikkati çekti.</p>

<p>Mangal gibi pişirme yöntemlerinde kontrollü olunması gerektiğini anlatan Arıcı, 'Mangalın üstünde, bol ateşle, ateşe yakın pişirildiği zaman et bol dumana maruz kalır. O duman yağın dumanıdır. Buradan da PAH denilen maddeler ızgara edilen etlere geçer ve sağlık riski taşır.' dedi.</p>

<p><strong>- Gıda güvenliğinde izlenebilirlik ve şeffaflık öne çıkıyor</strong></p>

<p>Gıda güvenliğinde şeffaflık ve izlenebilirliğin önemine değinen Arıcı, bu imkanın özellikle ambalajlı ve işlenmiş gıdalarda güvenilirlik açısından önemli bir avantaj sunduğunu ifade etti.</p>

<p>Kökeni bilinen gıdaların önemine işaret eden Arıcı, devletin izlenebilirlik sistemlerini yaygınlaştırdığını söyledi.</p>

<p>Barkod sistemi sayesinde ürünün cep telefonlarıyla taranarak menşeine ve üretim sürecine kadar ulaşılabildiğini belirten Arıcı, izlenebilirliği olan ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Tüketicilerin ürün seçiminde temel kontrolleri ihmal etmemesi gerektiğini kaydeden Arıcı, ambalajı deforme olmuş, paslı, çarpık veya şişmiş konservelerin kesinlikle alınmaması ve tüketilmemesi, şüpheli ürünlerin tadına dahi bakılmadan imha edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/acikta-satilan-gidalar-dogal-algisiyla-risk-olusturabilir-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/agency/aa/acikta-satilan-gidalar-dogal-algisiyla-risk-olusturabilir-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" length="63129"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk mutfağının geleneksel lezzetleri 'fonksiyonel gıda' özellikleriyle öne çıkıyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/turk-mutfaginin-geleneksel-lezzetleri-fonksiyonel-gida-ozellikleriyle-one-cikiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/turk-mutfaginin-geleneksel-lezzetleri-fonksiyonel-gida-ozellikleriyle-one-cikiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk mutfağının geleneksel lezzetleri, modern beslenme biliminde 'fonksiyonel gıda' olarak tanımlanan sağlık üzerindeki olumlu etkileriyle beslenme alışkanlıklarında önemli bir yer tutuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Biruni Üniversitesinden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Biruni Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Elif Zeynep Özer, tarhana, kefir, pekmez, turşu ve boza gibi geleneksel gıdaların modern beslenme biliminde 'fonksiyonel gıda' olarak tanımlanan özelliklere yüzyıllardır sahip olduğunu belirtti.</p>

<p>Özer, beslenme dünyasında sıkça konuşulan 'fonksiyonel gıda' kavramının yeni olmadığını aktararak, geleneksel mutfak kültüründe yer alan pek çok besinin modern bilim tarafından sonradan adlandırılan sağlık yararlarını asırlardır sunduğunu ifade etti.</p>

<p>Fonksiyonel gıdaların, yalnızca temel beslenme ihtiyacını karşılamakla kalmayıp sağlık üzerinde olumlu etkiler bırakan besinler olarak tanımlandığını vurgulayan Özer, şunları kaydetti:</p>

<p>'Bu gıdalar bağışıklık sistemini desteklemekten sindirim sağlığını iyileştirmeye, kronik hastalık riskini azaltmaktan zihinsel performansı desteklemeye kadar geniş bir etki alanına sahiptir. Geleneksel mutfağımızda yer alan birçok besin, bugün fonksiyonel gıda olarak tanımlanan özellikleri doğal biçimde taşımaktadır. Bu anlamda, Türk mutfağının geleneksel lezzetleri modern beslenmenin gözdesi olarak öne çıkıyor.'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özer, Türk mutfağının bu açıdan oldukça zengin olduğunu belirterek, özellikle fermente ürünlerin sağlık açısından dikkati çektiğini anlattı.</p>

<p>Tarhananın fermente buğday, yoğurt ve sebzelerin birleşiminden oluştuğunu kaydeden Özer, 'Tarhana probiyotik ve prebiyotik içeriğiyle bağırsak sağlığını destekleyen önemli bir besindir. Aynı zamanda düşük glisemik indeksi sayesinde diyabet dostu bir gıda olarak da öne çıkar ve ortalama yüzde 12 protein içerir.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>- 'Düzenli kefir tüketimi sindirim sistemini destekler'</p>

<p>Özer, fermente içeceklerden kefirin de bağırsak mikrobiyotasını dengeleyen önemli bir gıda olduğunu vurgulayarak, 'Kefir, laktik asit bakterileri ve mayalar içeren bir içecektir. Düzenli tüketimi sindirim sistemini destekler ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağlar. Ayrıca hipertansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol riskinin azaltılmasına yardımcı olabileceğine yönelik bilimsel çalışmalar bulunmaktadır.' değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Pekmezin de besin değeri açısından güçlü bir gıda olduğunu belirten Özer, üzüm, dut veya harnuptan elde edilen pekmezin demir, kalsiyum ve polifenoller açısından zengin doğal bir besin olduğunu, özellikle tahinle tüketildiğinde amino asit profili açısından daha dengeli bir besin kombinasyonunun ortaya çıktığını kaydetti.</p>

<p>Özer, fermente sebzelerden yapılan turşunun da doğal probiyotik kaynağı olduğuna işaret ederek, 'Turşu mikro besinler açısından zengindir. Sindirim sisteminin düzenlenmesine yardımcı olur ve bağırsak florasını destekler.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>- Baharatlar fonksiyonel beslenme alışkanlıklarını destekliyor</p>

<p>Biruni Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Araştırma Görevlisi Uğur Can Abanuz da bozanın Türk mutfağının en eski fermente içeceklerinden biri olduğunu vurguladı.</p>

<p>Abanuz, 'Fermente darıdan elde edilen boza, B vitamini ve probiyotik içeriğiyle özellikle kış aylarında bağışıklık desteği amacıyla tüketilen geleneksel bir içecektir.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Baharatların da fonksiyonel beslenmede önemli bir yer tuttuğunu anlatan Abanuz, Türk mutfağında sık kullanılan zerdeçal, kimyon, nane ve kırmızı biber gibi baharatların güçlü biyoaktif bileşikler içerdiğini belirtti.</p>

<p>Abanuz, bu baharatların terpenoid ve fenolik bileşikler sayesinde antioksidan, anti-inflamatuar ve antimikrobiyal özellikler gösterebildiğini kaydederek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>'Güncel araştırmalar da Türk mutfağının zengin baharat kullanımıyla fonksiyonel beslenme alışkanlıklarını doğal biçimde desteklediğini ortaya koymaktadır. Geleneksel beslenme kültürü yalnızca gastronomik bir miras değildir. Atalarımızın yüzyıllardır tükettiği bu besinler, modern beslenme biliminin bugün 'fonksiyonel gıda' olarak tanımladığı sağlık faydalarını zaten bünyesinde barındırıyor. Bu nedenle geleneksel mutfak kültürümüz, sağlıklı beslenme açısından önemli bir rehber niteliği taşıyor.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/turk-mutfaginin-geleneksel-lezzetleri-fonksiyonel-gida-ozellikleriyle-one-cikiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/agency/aa/turk-mutfaginin-geleneksel-lezzetleri-fonksiyonel-gida-ozellikleriyle-one-cikiyor.jpg" type="image/jpeg" length="39027"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'nin tek deri bankası ve doku laboratuvarına bağışlar artıyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/turkiyenin-tek-deri-bankasi-ve-doku-laboratuvarina-bagislar-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/turkiyenin-tek-deri-bankasi-ve-doku-laboratuvarina-bagislar-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Deri Bankası ve Doku Laboratuvarında, geçen yıldan bu yana bağışlanan insan derileri işlenerek ihtiyaç halinde kullanılmak üzere saklanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı öncülüğünde geçen yıl kurulan Türkiye'nin ilk ve tek deri bankası ve doku laboratuvarı, ağır yanık nedeniyle tedavi gören hastaların sağlıklarına kavuşmalarına katkı sağlıyor.</p>

<p>Merkezde, estetik ameliyatlar sonrasında ve hayatını kaybeden insanların bağışlarıyla elde edilen deriler işlenerek 2 ila 5 yıl saklanabiliyor.</p>

<p>İşlenip stoklanan deriler, ihtiyaç halinde vücudunda ağır yanık oluşan hastalara nakledilerek kendi hücrelerinden yeni deri oluşturuluncaya kadarki tedavilerinde süre kazanmalarını sağlıyor.</p>

<p>Laboratuvar, talep eden sağlık merkezlerine de stoklarında bulunan derileri kalite standartlarına uygun şekilde veriyor.</p>

<p><strong>- 'Tüm Türkiye'ye yetecek seviyeye gelmeyi planlıyoruz'</strong></p>

<p>Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Koray Daş, AA muhabirine, birçok gelişmiş ülkede sağlık politikalarının merkezinde yer alan deri bankası ve doku laboratuvarının, özellikle savaş, terör olayları ya da büyük kaza gibi durumlarda yanık yarası oluşan çok sayıda kişinin tedavisinde kritik önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Hastane bünyesinde geçen yıl hizmete açılan merkezde bağışla alınan insan derileriyle ilgili işlemlerin yoğun şekilde sürdüğünü anlatan Daş, bu kapsamda anne karnındaki bebeği çevreleyen plasentanın en iç tabakası (amniyotik membran) ile ilgili çalışmalar yaptıklarını belirtti.</p>

<p>Daş, yanık ve yara tedavisinde ve özellikle plastik cerrahinin bazı alanlarında çok sık kullanılan bu tabakanın hem canlı koruma hem de uzun süre dayanıklı olabilecek şekilde iki formda ürettiklerini dile getirdi.</p>

<p>Deri greftleriyle (deri dokusunun başka bölgeye nakledildiği cerrahi işlem) ilgili çalışmalarının sürdüğünü anlatan Daş, 'Bunlar, başka bir insandan alınıp diğer bir insana uyguladığımız ve 5 yıl boyunca rafta saklayabileceğimiz ürünler. Bunlar tedavide çok kritik rol oynuyor. Özellikle ağır yanıkların tedavisinde çok önemli.' diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Daş, deri bankası ve doku laboratuvarında bağ dokusu iskeletiyle ilgili çalışmalar gerçekleştirdiklerini de dile getirdi.</p>

<p>Deri nakli uyguladıkları hastalarda güzel sonuçlar aldıklarını belirten Daş, 'Şu an amniyotik membranda 200 bin santimetrekare üretime ulaştık, bu ciddi bir rakam. Amniyotik membran için günlük 5 bin santimetrekarenin üzerinde üretim kapasitemiz var. O çok sık kullanılıyor. Diğer deri türevlerinde ise yaklaşık 50-60 bin santimetrekareye kadar çıktık. Bağışlar ve bilincin artırılması ile tüm Türkiye'ye yetecek seviyeye gelmeyi planlıyoruz.' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daş, stokları, estetik ameliyatların ardından ve hayatını kaybeden insanların yakınlarının bağışlamasıyla sağladıkları bilgisini verdi.</p>

<p>Dünyada bu işin ana kaynağının hayatını kaybetmiş insanlardan bağış olarak alınan deriler olduğunu vurgulayan Daş, Türkiye'de bu bilincin yeni yeni oluşmaya başladığını belirtti.</p>

<p><strong>- 'Vefat etmiş hastalardan derinin tamamını almıyoruz'</strong></p>

<p><strong>Toplumun deri bağışı konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Daş, şunları kaydetti:</strong></p>

<p>'Bunların da aynı karaciğer, böbrek bağışı veya kornea gibi çok önemli bir doku olduğunu anlatmamız gerekiyor. Vefat etmiş hastalardan derinin tamamını almıyoruz, sadece sırt ve bacak bölgesinden ince bir tabaka halinde deri alıyoruz. Vefat eden kişide alındığı çok belli olmuyor bile. Bunlar o kadar çok bebeğin, çocuğun ve insanın hayatını kurtarmaya yarıyor ki gerçekten bunu bildiklerinde, bunları güzel bir iletişimle topluma anlattığımızda bu bağışları çok kolay yapabileceklerine inanıyoruz. Bağış yapmak isteyenler, tedavi gördükleri merkezlerde, hastanelerde bağış yapmak istediklerini bildirirlerse onlar bize ulaşırlarsa, biz bu dokuları başka insanların hayatı için işleyip kullanabiliriz.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/turkiyenin-tek-deri-bankasi-ve-doku-laboratuvarina-bagislar-artiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/agency/aa/turkiyenin-tek-deri-bankasi-ve-doku-laboratuvarina-bagislar-artiyor.jpg" type="image/jpeg" length="76953"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda alerjik hastalıkların geç tanısı astım riskini artırabiliyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklarin-gec-tanisi-astim-riskini-artirabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklarin-gec-tanisi-astim-riskini-artirabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Atilla Nursoy, çocuklarda alerjik hastalıkların erken dönemde teşhis edilmemesinin ilerleyen süreçte astım riskini artırabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üniversiteden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Nursoy, özellikle uzun süren burun akıntısı, hapşırık, cilt döküntüsü ve tekrarlayan öksürük gibi belirtilerin alerjik hastalıkların habercisi olabileceğini kaydetti.</p>

<p>Nursoy, çocukluk çağında alerjik rinit, besin alerjileri, atopik dermatit ve alerjik astımın en sık görülen alerjik hastalıklar arasında yer aldığını vurgulayarak, bu hastalıkların erken dönemde fark edilmesinin ileride ortaya çıkabilecek solunum yolu sorunlarının önlenmesi açısından önem taşıdığını aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuklarda sık tekrarlayan bazı belirtilerin alerjik hastalıklara işaret edebileceğini vurgulayan Nursoy, 'Uzun süren burun akıntısı, sık hapşırma, burun kaşıntısı, gözlerde sulanma, ciltte kaşıntılı döküntüler ve özellikle gece artan öksürük gibi belirtiler alerjik hastalıkların habercisi olabilir. Aileler bu tür belirtileri basit bir soğuk algınlığı olarak değerlendirmemeli ve gerekli durumlarda bir uzmana başvurmalıdır.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Nursoy, alerjik hastalıkların zamanında tedavi edilmemesi halinde solunum yollarını etkileyebileceğini aktararak, 'Alerjik hastalıklar özellikle solunum yollarını etkilediğinde ilerleyen dönemlerde astım gelişme riskini artırabilir. Bu nedenle erken tanı ve uygun tedavi süreci oldukça önemlidir. Alerjiye neden olan faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörlerden korunma yöntemlerinin uygulanması hastalığın kontrol altına alınmasına yardımcı olur.' değerlendirmelerinde bulundu.</p>

<p>Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüyleri ve bazı gıdaların alerjik reaksiyonlara yol açabileceğini belirten Nursoy, ev ortamının düzenli havalandırılması, toz tutan eşyaların azaltılması ve yatak ile yastık kılıflarının sık yıkanmasının alerjen maruziyetini azaltabileceğini kaydetti.</p>

<p>Besin alerjisi şüphesi olan çocuklarda tetikleyici gıdaların belirlenmesi ve bu gıdalardan kaçınılmasının önemine işaret eden Nursoy, erken tanı ve düzenli takip sayesinde alerjik hastalıkların kontrol altına alınabileceğini ve çocukların yaşam kalitesinin artırılabileceğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklarin-gec-tanisi-astim-riskini-artirabiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 00:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/i-27.jpg" type="image/jpeg" length="63100"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uyurgezerlikte hastayı aniden uyandırmak risk oluşturabiliyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/uyurgezerlikte-hastayi-aniden-uyandirmak-risk-olusturabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/uyurgezerlikte-hastayi-aniden-uyandirmak-risk-olusturabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Üniversitesi Çamlıca Hastanesi Nöroloji Bölümü Uzm. Dr. Gözde Nezir Eyican, erişkin yaşlarda ortaya çıkan uyurgezer hastaların uyandırılmaması gerektiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, çocukluk çağında sıkça karşılaşılan ve genellikle ergenlikle kendiliğinden kaybolan uyurgezerlik, erişkin yaşlarda ortaya çıktığında başka hastalıkların sinyali olabiliyor.</p>

<p>Pek çok aile yakını için endişe verici bir durum olarak görülen ve tıp dünyasında 'somnambulizm' olarak bilinen uyurgezerlik, beynin en derin uyku evresinde gerçekleşen gizemli bir süreç olarak niteleniyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Gözde Nezir Eyican, hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilen bu uyku bozukluğunun anatomisi ve doğru müdahale yollarına ilişkin bilgi verdi.</p>

<p>Uyurgezerliğin 'non-REM' uyku evresinde ortaya çıktığını belirten Eyican, 'Uyurgezerlik sırasında kişi bilinçsiz şekilde yataktan kalkabilir, ev içinde dolaşabilir ve çeşitli davranışlar sergileyebilir. Gözleri açık görünür ve dışarıdan bakıldığında uyanık gibi algılanabilir ancak aslında kişi, o sırada derin uykudadır. Uyurgezerlik, çocukluk çağında daha sık görülüyor. Çocukluk çağında görülen uyurgezerlik çoğu zaman ergenlik dönemine doğru kendiliğinden düzelir. Ancak bazı kişilerde erişkin yaşlarda da devam edebilir.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>- 'Genetik yatkınlık önemli'</p>

<p>Eyican, uyurgezerlikte genetik faktörlerin önemli rol oynadığını, ailede benzer öyküler bulunmasının riski artırabileceğini vurguladı.</p>

<p><strong>Anne veya babada uyurgezerlik olması halinde çocuklarda görülme ihtimalinin arttığını aktaran Eyican, şunları kaydetti:</strong></p>

<p>'Uyurgezer bir kişinin ani şekilde uyandırılması, doğru bir yaklaşım değil. Uyurgezer bir kişiyi o anda uyandırmak, oryantasyon bozukluğuna neden olabilir ve kişiyi panik haline sokabilir. Bu durumda yapılması gereken en doğru şey, kişiyi sakin bir şekilde yönlendirerek, tekrar yatağına dönmesini sağlamak.'</p>

<p>Uyurgezerlik tanısında uyku testinin önemli bir yöntem olduğuna değinen Eyican, 'polisomnografi' adı verilen uyku testi sayesinde uyurgezerliğin başka nörolojik hastalıklarla karışıp karışmadığını anlayabildiklerini, aynı zamanda uyku apnesi gibi eşlik eden sorunları tespit edebildiklerini ifade etti.</p>

<p><strong>Eyican, erişkin yaşlarda ortaya çıkan uyurgezerliğin, bazı hastalıklarla görülebileceğine değinerek, şu değerlendirmelerde bulundu:</strong></p>

<p>'Uyurgezerlik erişkinlerde uyku apnesi, huzursuz bacaklar sendromu, bazı psikiyatrik hastalıklar veya nörolojik rahatsızlıklarla görülebilir. Bu nedenle erişkinlerde mutlaka tanı ve tedavi planı yapılmalı. Uyurgezerlik sırasında kişi farkında olmadan kendisine veya çevresindekilere zarar verebilir. Bu nedenle kesici ve delici aletlerin bulunduğu alanların kilitlenmesi, kapı ve pencerelere güvenlik kilidi takılması gibi önlemler alınmalı.'</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/uyurgezerlikte-hastayi-aniden-uyandirmak-risk-olusturabiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 22:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/03/agency/aa/uyurgezerlikte-hastayi-aniden-uyandirmak-risk-olusturabiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="72910"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diş eti kanaması sistemik hastalıkların habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/dis-eti-kanamasi-sistemik-hastaliklarin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/dis-eti-kanamasi-sistemik-hastaliklarin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dt. Ümit Selçuk, diş eti kanamasının çoğu zaman ihmal edildiğini, ancak bu durumun ciddi sistemik hastalıkların erken belirtisi olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Dt. Ümit Selçuk, 20 Mart Dünya Oral Sağlık Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, diş eti kanamasının toplumda yaygın görülen ancak sıklıkla göz ardı edilen bir durum olduğuna dikkati çekti.</p>

<p>Diş eti hastalıklarının erken dönemde fark edilmemesi halinde ilerleyerek diş kaybına kadar gidebileceğini vurgulayan Selçuk, 'Diş fırçalarken ya da kendiliğinden oluşan kanamalar, sağlıklı bir ağız için normal kabul edilmez. Bu durum çoğu zaman diş eti hastalıklarının ilk sinyalidir. Basit bir kanama gibi görülen tablo, aslında altta yatan iltihabi sürecin göstergesidir. Erken müdahale edilmezse kemik kaybı ve diş kaybı kaçınılmaz olabilir.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ağız sağlığının sistemik hastalıklarla doğrudan ilişkili olduğunu aktaran Selçuk, özellikle diyabet hastalarında diş eti hastalıklarının daha hızlı ilerlediğini kaydetti.</p>

<p>Selçuk, kan şekeri kontrolü ile diş eti sağlığı arasında çift yönlü bir ilişki olduğunu vurgulayarak, 'Periodontal hastalıklar, diyabet, kalp-damar hastalıkları ve bazı solunum yolu hastalıklarıyla ilişkilidir. Ağız içindeki kronik enfeksiyonlar, vücutta inflamasyonu artırarak genel sağlığı olumsuz etkileyebilir. Ağız sağlığı, genel sağlığın aynasıdır. Bu nedenle ağız sağlığı ihmal edilmemelidir.' değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Selçuk, günde en az iki kez doğru teknikle diş fırçalamanın, diş ipi kullanımının ve ağız bakım rutinlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Ağız ve diş sağlığının korunmasında düzenli diş hekimi kontrollerinin kritik rol oynadığını belirten Selçuk, şunları kaydetti:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Yılda en az iki kez diş hekimi muayenesi, oluşabilecek hastalıkların erken dönemde tespit edilmesini sağlar. Bu sayede hem tedavi süreci kolaylaşır hem de daha ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilir. Sağlıklı bir ağız, sağlıklı bir yaşamın temelidir. 20 Mart Dünya Oral Sağlık Günü, bu farkındalığı artırmak için önemli bir fırsattır.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/dis-eti-kanamasi-sistemik-hastaliklarin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 01:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/03/agency/aa/dis-eti-kanamasi-sistemik-hastaliklarin-habercisi-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="25964"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağız ile genel sağlık arasında bütüncül bir ilişki bulunuyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/agiz-ile-genel-saglik-arasinda-butuncul-bir-iliski-bulunuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/agiz-ile-genel-saglik-arasinda-butuncul-bir-iliski-bulunuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lokman Hekim Üniversitesi Söğütözü Diş Hastanesi Başhekimi ve Pedodonti Uzmanı Prof. Dr. Atilla Stephan Saraç, doğru ağız bakım alışkanlıklarının erken yaşta kazanılmasının yaşam boyu sağlık için önemli olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Saraç, 20 Mart Dünya Oral Sağlık Gününün, Dünya Diş Hekimleri Birliği (FDI) üyesi yaklaşık 200 ülkede çeşitli etkinliklerle kutlandığını aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Etkinliklerin temel amacının, bilimsel yaklaşımlar ışığında toplumun bilgi düzeyini artırmak ve doğru ağız-diş sağlığı alışkanlıklarının yaygınlaşmasını sağlamak olduğuna değinen Saraç, ağız hastalıklarının dünyada en sık görülen kronik hastalıklar arasında üçüncü sırada yer aldığını ifade etti.</p>

<p>Saraç, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 90'ının diş çürüğü, diş eti hastalıkları ve ağız kanserine kadar uzanan çeşitli ağız hastalıkları açısından risk altında bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p>'Dünya Oral Sağlık Günü, gençlerden artan yaşlı nüfusa kadar tüm bireylerin yaşam boyu ağız ve diş sağlığını korumaya odaklanıyor. Toplumda ağız ve diş sağlığının genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğu bilincinin oluşturulması, büyük önem taşıyor. Diş çürüğü başta olmak üzere ağız hastalıklarının önemli bir kısmı, önlenebilir hastalıklar. Sağlıklı bir vücut için önce ağız sağlığı gerekir. Doğru ağız bakım alışkanlıklarının erken yaşta kazanılması, yaşam boyu sağlık için kritik derecede önemli. '</p>

<p><strong>- 'Psikolojik durumu da olumsuz etkiliyor'</strong></p>

<p>Sağlıklı dişlere sahip olmanın, bireyin öz güvenini olumlu etkilediğine dikkati çeken Saraç, diş kaybının ise estetik ve ağız fonksiyonlarını bozarak kişinin psikolojik durumunu olumsuz etkileyebildiğini vurguladı.</p>

<p>Saraç, ağız sağlığı ile genel sağlık arasındaki ilişkinin fiziksel sağlığın yanı sıra yaşam kalitesini de kapsayan bütüncül bir ilişki olduğunu belirterek, 'Bireyler, bazı basit alışkanlıklarla ağız sağlığını koruyabilir. Dişlerin doğru teknikle düzenli olarak fırçalanması, diş ipi kullanımı, şekerli gıdaların tüketiminin azaltılması, dengeli ve sağlıklı beslenme, 6 ayda 1 diş hekimi kontrolüne gidilmesi gerekir.' tavsiyelerinde bulundu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/agiz-ile-genel-saglik-arasinda-butuncul-bir-iliski-bulunuyor</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 01:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/03/agency/aa/agiz-ile-genel-saglik-arasinda-butuncul-bir-iliski-bulunuyor.jpg" type="image/jpeg" length="30535"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uyku apnesi kalp ve beyin sağlığını tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/uyku-apnesi-kalp-ve-beyin-sagligini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/uyku-apnesi-kalp-ve-beyin-sagligini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Koşuyolu Hastanesinden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan Kunter: - 'Uyku apnesi doğrudan kişinin hayatını etkileyen, kalp ve beyin üzerinde ciddi sorunlara yol açabilen bir durumdur']]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Koşuyolu Hastanesinden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan Kunter, uyku apnesinin tedavi edilmediğinde vücutta oluşturduğu tahribata dikkati çekerek, hastalığın kalp ve beyin sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu bildirdi.</p>

<p>Medipol Sağlık Grubundan yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Kunter, uyku sırasında nefesin durmasıyla karakterize edilen uyku apnesinin, toplumda genellikle sıradan bir horlama problemi olarak görülüp ihmal edildiğini belirtti.</p>

<p>Kunter, hastalığın tedavi edilmediğinde vücutta oluşturduğu tahribata işaret ederek, uyku apnesinin kalp ve beyin sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu ve erken teşhis ve doğru tedaviyle hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini aktardı.</p>

<p>Horlamanın sosyal bir problem olarak görüldüğünü, ancak uyku apnesinin horlamadan çok daha ciddi olduğunu vurgulayan Kunter, 'Horlamak bir gürültü sorunu olabilir ama uyku apnesi doğrudan kişinin hayatını etkileyen, kalp ve beyin üzerinde ciddi sorunlara yol açabilen bir durumdur. Horlama her zaman uyku apnesi anlamına gelmez, ancak horlayanların bir kısmında hastalık gelişebilir. Horlama varsa ve kişi sürekli yorgun uyanıyorsa, bunun altında uyku apnesi olabilir. Bu yüzden dikkatli olmak gerekiyor.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kunter, uyku apnesinin kesin tanısının bir gece uyku laboratuvarında yapılan testlerle konulabildiğinin bilgisini vererek, hafif ve orta dereceli vakalarda ilaç tedavisinin uygulanabildiğini, bazı hastalarda cerrahi girişimler gerekebildiğini anlattı.</p>

<p>Bazı hastalar yatarken özel maskeler kullanarak sağlıklı uyuyabileceğini kaydeden Kunter, 'Uyku apnesi kişiye özgü ilerleyebildiği için tedavi planı hastaya göre şekillendiriliyor. Çocuklarda uyku apnesi yetişkinlerden farklı seyrediyor. Gelişim çağındaki çocuklarda cerrahi müdahaleler ancak testler sonra planlanabilir.' değerlendirmesinde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kunter, uyku apnesinin ilerlemesinde iki ana faktörün etkili olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>

<p>'Bunlar kilo almak ve yaş almak. Kiloyu kontrol altına alabiliriz, ancak yaşlanmayı durduramayız. İlginç olan bir durum da var, uyku apnesi olan kişiler bazen hızla kilo alabiliyor. Bu da hastalığın ilerlemesine katkı sağlıyor. Çaresiz hastalıklar değil, burada çözüm var. Ancak erken tanı kritik. Uykuda nefes durması, sürekli yorgun uyanma gibi belirtiler ihmal edilmemeli, mutlaka uyku testleri yapılmalıdır. Tedavi ile hem kalp hem de beyin sağlığı korunabilir.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/uyku-apnesi-kalp-ve-beyin-sagligini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 22:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/02/agency/aa/uyku-apnesi-kalp-ve-beyin-sagligini-tehdit-ediyor.jpg" type="image/jpeg" length="56569"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun süren ve açıklanamayan cilt değişiklikleri karaciğer hastalıklarının habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/uzun-suren-ve-aciklanamayan-cilt-degisiklikleri-karaciger-hastaliklarinin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/uzun-suren-ve-aciklanamayan-cilt-degisiklikleri-karaciger-hastaliklarinin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuzhan Öztürk, özellikle ayak derisinde görülen aşırı kuruluk ve çatlakların bazı durumlarda karaciğer fonksiyon bozukluğuna işaret edebileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Öztürk, karaciğer hastalıklarının erken dönemde belirti vermeyebileceğini ancak bazı 'ince' işaretlerin dikkatli gözlemle fark edilebileceğini aktardı.</p>

<p>Öztürk, 'Ayaklarda görülen kuruluk ve derin çatlaklar çoğu zaman basit nedenlere bağlıdır. Ancak altta yatan bir dolaşım sorunu ya da karaciğerin toksinleri yeterince temizleyememesi gibi daha ciddi tabloların da habercisi olabilir. Bu nedenle uzun süren ve açıklanamayan cilt değişiklikleri mutlaka değerlendirilmelidir.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Karaciğerin sindirim, kan temizleme, bağışıklık sistemini destekleme ve pıhtılaşma faktörlerini üretme gibi hayati görevleri olduğunu ifade eden Öztürk, şunları kaydetti:</p>

<p>'Karaciğer yeterince iyi çalışmadığında, vücutta bazı toksinler ve safra ile atılan bazı maddelerin birikimi başlayabilir. Bu durum ciltte kuruluk, kaşıntı ve hassasiyet gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Özellikle geceleri artan kaşıntı, kronik karaciğer hastalığında sık görülen bir şikayettir.'</p>

<p>Öztürk, kaşıntının bazen ayaklar gibi belirli bölgelerde sınırlı kalabildiğini, bazen de tüm vücuda yayılabildiğini belirtti.</p>

<p>Ayaklardaki çatlakların her zaman karaciğer hastalığı anlamına gelmediğini aktaran Öztürk, B3 vitamini ve omega-3 yağ asidi eksikliğinin de benzer cilt sorunlarına yol açabileceğini kaydetti.</p>

<p>Öztürk, karaciğerin yağda çözünen vitaminlerin emilmesini sağlayan safrayı ürettiğini ifade ederek, 'Eğer karaciğer fonksiyonları bozulursa bu vitaminlerin emiliminde sorun yaşanabilir. Özellikle A ve D vitamini eksikliği, siroz hastalarında sık görülür ve ciltte belirgin kuruluğa yol açabilir.' değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Öztürk, ayaklarda kalıcı kuruluk, çatlak, kaşıntı veya renk değişikliği fark eden kişilerin, özellikle eşlik eden başka belirtiler de varsa, gecikmeden hekime başvurması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Gözlerde ve ciltte sararma (sarılık), ayak ve bacaklarda şişlik, karın bölgesinde sıvı birikimi (asit), beklenmedik kilo değişimleri, avuç içlerinde kızarıklık ile konsantrasyon ve hafıza sorunları görülebilir. Karaciğer hastalıkları erken evrede yakalandığında tedavi başarısı çok daha yüksektir. Vücudun verdiği küçük sinyalleri dikkate almak büyük sağlık sorunlarının önüne geçebilir.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/uzun-suren-ve-aciklanamayan-cilt-degisiklikleri-karaciger-hastaliklarinin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 21:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/02/agency/aa/uzun-suren-ve-aciklanamayan-cilt-degisiklikleri-karaciger-hastaliklarinin-habercisi-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="88932"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akran zorbalığında erken tespit önem taşıyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/akran-zorbaliginda-erken-tespit-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/akran-zorbaliginda-erken-tespit-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikiyatr Dr. Erdem Önder Sönmez, okullarda öğrenciler arasında yaşanan saldırganlığın en yaygın türü olan 'akran zorbalığı'nın erken tespit edilmesinin önemli olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu Ajansının (AA) 'Küçük Yaş, Büyük Suç' başlıklı dosya haberinin bu bölümünde psikiyatr Erdem Önder Sönmez'in akran zorbalığının önlenmesi konusundaki görüş ve önerilerine yer verildi.</p>

<p>Sönmez, şiddetin, ani başlayan bir durum gibi göründüğünü ancak aslında belli olay ve durumların bir araya gelmesiyle öğrenilen bir davranış türü olduğunu söyledi.</p>

<p>Öncelikle aile olmak üzere bireyin bulunduğu ortamın, davranışlarına büyük etki ettiğini belirten Sönmez, huzurlu ailede yetişen çocuğun keyifli ve neşeli bir ruh halinde olduğunu ifade etti.</p>

<p>Sönmez, öfkeli, stresli, şiddet görülen bir ortamda büyüyen çocukların bunu normal olarak değerlendirip şiddete daha çok meyledeceğine dikkati çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kendi çocukluk döneminde ilişkilerin daha sevgi, saygı dolu bir çerçevede ilerlediğini, günümüzde ise bunun bozulmaya başladığını dile getiren Sönmez, 'Aile yapısındaki eski yapıya dönüş, bu saldırganlık ve şiddet eğilimini çözümleyebilir. Bu yüzden aile yapılarımıza da önem vermemiz gerekiyor.' dedi.</p>

<p>Sönmez, son zamanlarda ergen ve çocuklarda şiddet davranışlarının günden güne arttığını dile getirdi.</p>

<p><strong>- 'Çocuğumuzun oynadığı oyunları takip etmeliyiz'</strong></p>

<p>Şiddetin önüne geçmek için öncelikle çocuk ve gençlerin maruz kaldığı şiddet içerikli dizi filmlerin, sosyal medyanın ve oyunların kontrolünün sağlanması gerektiğinin altını çizen Sönmez, şöyle devam etti:</p>

<p>'Sosyal medya internet verilerinin çocuklarımıza süzülerek gelmesini sağlamalıyız. Oynadığı oyunları takip etmeliyiz. Oyunlarda şiddet içerikli bir davranış varsa, bu, çocuğun şiddeti içselleştirmesine, sanki normalmiş gibi düşünmesine neden olacağı için çocuk şiddete biraz daha meyilli olabilecektir. Bundan dolayı çocuğumuzun oynadığı oyunları takip etmeliyiz. Bir sürü film, dizi çekiliyor. Bunların denetimlerini birazcık daha sertleştirebiliriz. Sosyal medya çok denetimsiz. Bir sürü uygulama mevcut ve bu uygulamalarda sıradan insanlar diziler, filmler çıkartıp, kendileri videolar çekebiliyor. Bunların denetimlerini sağlayacağımız birtakım sistemler üzerinde çalışırsak direkt çocuklarımızı şiddetle yüz yüze bırakmayız. Şiddete maruziyeti, sosyal medyadan, diziden, filmlerimizden azaltmamız lazım.'</p>

<p>Sönmez, aile içinde çocukların erken sinirlenme gibi duygusal değişikliklerini gözlemleyen ebeveynlerin alacakları destekle bu davranışlara çözüm bulabileceğini belirtti.</p>

<p><strong>- 'Şiddetle mücadele birimleri kurulmalı'</strong></p>

<p><strong>Şiddetin önüne geçmek için okullarda da birtakım çalışmalar yapılması gerektiğini ifade eden Sönmez, şunları kaydetti:</strong></p>

<p>'Şiddetle mücadele birimleri kurmaları gerek. Öğretmenlerin 'Bu çocuğumuzun sorunu, sıkıntısı olmaz' diye düşünmeyip her öğrenciyle birebir mutlaka görüşmeleri gerek. Aynı zamanda en ufak bir sıkıntı, sorunda da görüşmeleri gerek. Öğretmenlerimizin çocukta normal dışı bir dalgınlık, huzursuzluk gördüğü zaman uyanık olup hızlı bir şekilde rehberlik birimine iletmeleri, akran zorbalığını erken yakalamamızı ve çözmemizi sağlar. Bu durum çözüldüğü takdirde toplumsal olarak da şiddet düzeyimizin azalacağını öngörmekteyiz. Zorbalığa uğrayan taraf da bir süre sonra kendisi zorbalık yapabileceği için bu çocuğumuzu da zorbalık yapan çocuğumuzu da erken tespit edip hızlı bir şekilde uzman psikologlara ve psikiyatri uzmanlarına yönlendirmeliyiz.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/akran-zorbaliginda-erken-tespit-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 21:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/02/agency/aa/akran-zorbaliginda-erken-tespit-onem-tasiyor.jpg" type="image/jpeg" length="34907"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp damar cerrahları Antalya'da 'Koroner Arter Cerrahisi Sempozyumu'nda buluştu]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/kalp-damar-cerrahlari-antalyada-koroner-arter-cerrahisi-sempozyumunda-bulustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/kalp-damar-cerrahlari-antalyada-koroner-arter-cerrahisi-sempozyumunda-bulustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Hamidiye Tıp Fakültesi tarafından Antalya'da düzenlenen 'Koroner Arter Cerrahisi Sempozyumu'nda kalp damar cerrahları bir araya geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>SBÜ Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde (EAH) düzenlenen sempozyumun ilk gününde endoskopik safen çıkarma ve endovasküler uygulaması gerçekleştirildi.</p>

<p>İkinci gün ise Cumhuriyet Salonu'nda farklı illerden gelen cerrahların katılımıyla oturumlar gerçekleştirildi.</p>

<p>Antalya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan, yaptığı konuşmada, cerrahların özel insanlar olduğunu söyledi.</p>

<p>Kardiyovasküler cerrahların çok daha sabırlı olduğunu ve 9 saat süren operasyonlar gerçekleştirdiğini vurgulayan Özkan, Antalya'da en iyi sağlık hizmetini sunmaya çalıştıklarını belirtti.</p>

<p>Sempozyum Başkanı SBÜ Antalya EAH Kalp Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Ümit Yener de Ankara, İstanbul, Isparta, Burdur başta olmak üzere farklı illerden 70 kalp damar cerrahının sempozyuma katıldığını kaydetti.</p>

<p>Aynı zamanda asistan ve hemşirelerin de katılım sağladığını ifade eden Yener, 'Öncelikle kurs yaptık. Hem damar çıkarma kursu hem asistanlarımızın eğitim pratiği için damara erişim kursu düzenledik. Hastanemiz için Antalya'mız için de çok önemli bir kurs. Çünkü sadece İstanbul'da yapılan kursları biz sempozyumla Antalya'mıza getirdik.' diye konuştu.</p>

<p>Yener, sempozyumun panellerle devam ettiğini ve 12 uzman hocanın bilgi ve tecrübesini paylaştığını belirterek, katılımcıların birbirinin tecrübesinden faydalanma imkanı yakaladığını dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sempozyumun temasının 'Koroner arter cerrahisi' olduğunu aktaran Yener, 'Çünkü koroner kalp hastalığı hem ülkemizde hem de dünyada ölümlerin yüzde 40-45'ini oluşturuyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 250 bin kişi koroner kalp hastalığından hayatını kaybediyor. Biz de yenilikleri ve tecrübeyi konuşarak, asistanlarımıza faydalı olmaya çalışıyoruz.' dedi.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Bülent Rabuş da koroner arterin kardiyovasküler sistemde en çok ameliyat yaptıkları cerrahilerden biri olduğu bilgisini paylaşarak, sempozyuma çok iyi hazırlandıklarını anlattı.</p>

<p>Antalya EAH Başhekimi Doç. Dr. Orhan Aras ise hastanelerinde yıllık 300'ün üzerinde koroner arter cerrahisi uygulandığını, iki ameliyat odasında hizmet verdiklerini kaydetti.</p>

<p>Hastanede 400 uzman hekim, 200'ün üzerinde akademisyen, 600'ün üzerinde asistan olmak üzere 4 bin 500 sağlık çalışanıyla hizmet verdiklerini aktaran Aras, yılda 80 bin ameliyat yapıldığını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/kalp-damar-cerrahlari-antalyada-koroner-arter-cerrahisi-sempozyumunda-bulustu</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/02/agency/aa/kalp-damar-cerrahlari-antalyada-koroner-arter-cerrahisi-sempozyumunda-bulustu.jpg" type="image/jpeg" length="71900"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Depremin ardından 2 ayda tamamlanan hastane Hatay'ın sağlık yükünü sırtladı]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/depremin-ardindan-2-ayda-tamamlanan-hastane-hatayin-saglik-yukunu-sirtladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/depremin-ardindan-2-ayda-tamamlanan-hastane-hatayin-saglik-yukunu-sirtladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kahramanmaraş merkezli depremlerin büyük yıkıma neden olduğu kente 2 ayda kazandırılan Defne Devlet Hastanesi, açılışından itibaren 38 binden fazla ameliyat ve 4 bini aşkın doğuma ev sahipliği yaptı - Başhekim Mahmut Bayrakçıoğlu: - 'Hastanemiz halkımız tarafından çok ciddi şekilde takdir gördü ve görmeye devam ediyor']]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hatay'da 6 Şubat 2023'teki depremlerin ardından afetzedelerin şifa bulması için iki ayda tamamlanıp hizmete açılan Defne Devlet Hastanesi'nde bugüne kadar 1 milyon 900 bin poliklinik, 576 bin de acil servis hizmeti verildi.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 24 Mart 2023'te temeli atılan ve 21 Mayıs'ta açılışı yapılan hastane, Kahramanmaraş merkezli 3 yıl önceki depremlerin büyük yıkıma neden olduğu kentte şifa arayan afetzedelere umut oldu.</p>

<p>Defne ilçesi Bostancık Mahallesi'ndeki 300 yataklı hastane, kısa sürede kentin sağlık yükünü sırtlayan merkezlerden biri haline geldi.</p>

<p>Açıldığı günden bu yana 1 milyon 900 bin poliklinik hizmeti verilen hastanede, 576 bin acil vakaya müdahale edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Defne Devlet Hastanesi, bu sürede 38 binden fazla ameliyat ve 4 bini aşkın doğuma ev sahipliği yaptı.</p>

<p>Depreme dayanıklı inşa edilen hastanede, 128'i doktor, 309'u hemşire olmak üzere 1113 sağlık çalışanı görevini sürdürüyor.</p>

<p><strong>'Hala ilçemiz ve ilimizin göz bebeği konumunda'</strong></p>

<p>Hastanenin Başhekimi Mahmut Bayrakçıoğlu, AA muhabirine, hastanenin her geçen yıl hasta bakım sayısını artırdığını söyledi.</p>

<p>Sağlık hizmetlerinin aksatılmadan sürdürülmesi için tüm personelin özveriyle çalıştığını dile getiren Bayrakçıoğlu, şöyle konuştu:</p>

<p>'Hastanemiz halkımız tarafından çok ciddi şekilde takdir gördü ve görmeye devam ediyor. Defne Devlet Hastanesi hala ilçemiz ve ilimizin göz bebeği konumunda. Cumhurbaşkanımızın da özel önem verdiği bir hastane. Depremden sonra 57 gün gibi kısa süre içerisinde yapıldı ve hizmete girdi. Hastanenin her süreci Cumhurbaşkanımız tarafından özellikle takip edildi.'</p>

<p>Bayrakçıoğlu, normal doğumun teşvikine yönelik çalışmaların ve hijyen alanındaki uygulamaların hastaneye başarı belgeleri kazandırdığını anlattı.</p>

<p>Hastanenin imkanlarını geliştirmeyi sürdüreceklerini vurgulayan Bayrakçıoğlu, 54 olan yoğun bakım ünite sayısını artırmayı, palyatif bakım, fizik tedavi ve hemodiyaliz ünitelerini de genişletmeyi hedeflediklerini kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Hatay, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/depremin-ardindan-2-ayda-tamamlanan-hastane-hatayin-saglik-yukunu-sirtladi</guid>
      <pubDate>Fri, 30 Jan 2026 22:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/01/agency/aa/depremin-ardindan-2-ayda-tamamlanan-hastane-hatayin-saglik-yukunu-sirtladi.jpg" type="image/jpeg" length="75170"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
