<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Maraş Aktüel | Kahramanmaraş Haberleri</title>
    <link>https://marasaktuel.com.tr</link>
    <description>Son dakika, gündem, ekonomi, dünya, spor ve tüm kategorilerde haberler. Hızlı ve güvenilir Maraş haber ve Kahramanmaraş haber Maraş Aktüelde!</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://marasaktuel.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 15 Jul 2026 07:10:07 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz aylarında artan seyahatler bağırsak florasının dengesini bozabiliyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/yaz-aylarinda-artan-seyahatler-bagirsak-florasinin-dengesini-bozabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/yaz-aylarinda-artan-seyahatler-bagirsak-florasinin-dengesini-bozabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Mutluay Soyer, yaz aylarında artan seyahatlerin, değişen beslenme düzeninin ve farklı çevresel koşulların yalnızca günlük yaşam alışkanlıklarını değil, bağırsak sağlığını da etkileyebildiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, seyahat sırasında tüketilen farklı gıdalar, hijyen koşullarındaki değişiklikler, düzensiz uyku ve stres gibi faktörler bağırsak florasının dengesini bozabiliyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Soyer, bağırsak florasında meydana gelen değişikliklerin çoğu zaman geçici olduğunu ancak bazı kişilerde daha uzun sürebileceğini vurgulayarak, seyahat döneminde bağırsak sağlığını korumaya yönelik alınabilecek önlemlere ilişkin bilgi verdi.</p>

<p>Soyer, bağırsak florasının sindirim sistemi için önemli bir denge mekanizması oluşturduğunu aktararak, seyahatlerde günlük yaşam düzeninin değişmesiyle bu dengenin de etkilenebildiğini kaydetti.</p>

<p><strong>- 'Bağırsak sistemini etkileyen çeşitli sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir'</strong></p>

<p>Beslenme alışkanlıklarının korunmasının, hijyen kurallarına uyulmasının ve yeterli uykunun bağırsak sağlığının korunmasına katkı sağlayabileceğini belirten Soyer, özellikle seyahat sonrasında beslenme düzenine yeniden dönmenin de bağırsak florasının dengelenmesine yardımcı olabileceğini aktardı.</p>

<p>Soyer, seyahatlerin kişileri, farklı beslenme alışkanlıkları, farklı mikroorganizmalar ve çevresel etkenlerle karşı karşıya bırakabildiğine dikkati çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Seyahat sırasında ortaya çıkan değişikliklerin bağırsak florasını etkilediğini belirten Soyer, 'Bağırsak florası, yararlı bakteriler ile potansiyel olarak zararlı bakteriler arasında hassas bir dengeye sahiptir. Bu dengenin bozulması disbiyozis olarak adlandırılır ve bağırsak sistemini etkileyen çeşitli sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Soyer, bağırsak florasındaki değişikliklerin geçici olduğunu ve seyahat sonrasında dengenin zamanla normal haline gelebildiğini anlattı.</p>

<p><strong>Bazı kişilerde ise bağırsak florasında meydana gelen değişikliklerin daha uzun süre devam edebildiğini ifade eden Soyer, şunları kaydetti:</strong></p>

<p>'Bağırsak florasında meydana gelen değişikliklerin gelecekte bazı enfeksiyonlara karşı duyarlılığı etkileyebileceği ve dirençli bakterilerin yayılımına katkıda bulunabileceği bilinmektedir. Seyahat eden kişilerde antibiyotik tedavisine dirençli bakterilerle kolonizasyon gelişebildiği gösterilmiştir. Bu durumun oluşum mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte bağırsak florasındaki değişikliklerin etkili olduğu düşünülmektedir.'</p>

<p><strong>- 'Günlük beslenme alışkanlıklarının korunması önemli'</strong></p>

<p>Tatil döneminde beslenme alışkanlıklarının günlük yaşama göre önemli ölçüde değişebildiğini belirten Soyer, seyahat sırasında sebze, meyve ve tahıl gibi liften zengin gıdaların tüketimi azalırken, işlenmiş gıda ve şeker tüketiminin artış gösterebildiğini ifade etti.</p>

<p>Soyer, bu durumun bağırsaklar için faydalı bakterilerin azalmasına neden olabildiğini, bunun için günlük beslenme alışkanlıklarının korunması gerektiğini vurgulayarak, 'Sebze, meyve, tahıllar, kuruyemiş ve yoğurt gibi besinlerin tercih edilmesi bağırsak florasının korunmasına katkı sağlayabilir. Gaz üretimini artırabilecek gazlı içeceklerden mümkün olduğunca kaçınılması da faydalı olacaktır.' değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Soyer, seyahatlerde tüketilen su ve içeceklerin de bağırsak sağlığı açısından önem taşıdığına işaret etti.</p>

<p>Soyer, uyku düzeninin de bağırsak florası üzerinde etkili olabileceğini, ayrıca günlük yaşam düzenindeki ani değişikliklerin sınırlandırılmasının bağırsak florasının korunmasına katkı sağlayabileceğini aktararak, 'Seyahatlerde değişen uyku saatleri ve sirkadiyen ritimdeki farklılıklar bağırsak mikrobiyotasını etkileyebilir. Bu nedenle tatil döneminde de mümkün olduğunca yeterli ve düzenli uyumaya özen gösterilmelidir.' değerlendirmesini yaptı.</p>

<p><strong>Seyahat sonrasında bağırsak florasının yeniden dengelenmesine katkı sağlayabilecek beslenme alışkanlıklarının önemine dikkati çeken Soyer, şu tavsiyelerde bulundu:</strong></p>

<p>'Tatil sonrasında yoğurt, kefir ve ev yapımı turşu gibi doğal fermente gıdaların tüketilmesi bağırsak florasının desteklenmesine katkı sağlayabilir. Ayrıca sebze, meyve ve baklagiller gibi liften zengin besinlerin yeniden beslenme düzenine eklenmesi, yararlı bakterilerin çoğalmasını destekleyebilir. Seyahat sonrasında günlük beslenme düzenine geri dönmek bağırsak sağlığının korunması açısından önem taşımaktadır.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/yaz-aylarinda-artan-seyahatler-bagirsak-florasinin-dengesini-bozabiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 00:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/07/yaz-aylarinda-artan-seyahatler-bagirsak-florasinin-dengesini-bozabiliyor.webp" type="image/jpeg" length="97434"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geleceğin hekimleri bağımlılıkla mücadele dersiyle mesleğe hazırlanacak]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/gelecegin-hekimleri-bagimlilikla-mucadele-dersiyle-meslege-hazirlanacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/gelecegin-hekimleri-bagimlilikla-mucadele-dersiyle-meslege-hazirlanacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bağımlılıkla mücadelede hekim adaylarının daha aktif rol üstlenmesini amaçlayan proje kapsamında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Tıp Fakültesi müfredatına seçmeli 'bağımsızlık dersi' eklendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Yeşilay Cemiyeti Kahramanmaraş Şubesi ile KSÜ arasında imzalanan işbirliği protokolüyle tıp fakültesi öğrencilerinin eğitim süreçlerinde bağımlılıkla mücadele konusunda bilinçlendirilmesi ve sahada görev alabilecek donanıma sahip olmaları hedefleniyor.</p>

<p>KSÜ Rektörü Prof. Dr. İbrahim Taner Okumuş, AA muhabirine, bağımlılıkla mücadelede koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine dikkati çekerek, üniversite olarak toplum odaklı tıp eğitimi anlayışını benimsediklerini söyledi.</p>

<p>Seçmeli dersin 2026-2027 eğitim öğretim yılından itibaren başlayacağını belirten Okumuş, bu ders kapsamında özellikle birinci ve ikinci sınıf öğrencilerine yönelik eğitimlerin planlandığını ifade etti.</p>

<p><strong>- Teorik ve pratik eğitim verilecek</strong></p>

<p>Öğrencilere bağımlılık türleri, korunma yöntemleri ve farkındalık oluşturma konularında teorik ve uygulamalı eğitimler verileceğini anlatan Okumuş, şunları kaydetti:</p>

<p>'Hayata geçirilen proje ile 2026-2027 eğitim-öğretim yılından itibaren tıp fakültemiz müfredatına seçmeli 'bağımsızlık dersi' dahil edilecek. Yeni düzenlemeyle fakültede 1. ve 2. sınıf öğrencilerine öncelikli olarak Yeşilay gönüllüsü olma bilinci aşılanacak ve öğrencilerimize bağımlılıkla mücadele konusunda kapsamlı teorik ve pratik eğitimler verilecek. Eğitimin ardından kent genelindeki okullarda sağlıklı yaşam ve bağımlılık eğitimleri verecekler.'</p>

<p><strong>- Öğrenciler, sahada da görev alacak</strong></p>

<p>Yeşilay Kahramanmaraş Şube Başkanı Adnan Alagöz da bağımlılıkla mücadelede bilimsel temelli çalışmaların önem taşıdığını belirterek, üniversite ile işbirliğinin bu alandaki çalışmalara önemli katkı sağlayacağını söyledi.</p>

<p>Protokol kapsamında ortak eğitim programlarının, seminerlerin, panellerin ve çalıştayların düzenleneceğini kaydeden Alagöz, tıp fakültesi öğrencilerinin sahada görev almasının koruyucu sağlık hizmetleri açısından önemli kazanımlar sağlayacağını ifade etti.</p>

<p>Öğrencilerin akran eğitimi modeliyle gençlere ulaşacaklarını dile getiren Alagöz, şöyle konuştu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Toplum temelli farkındalık etkinlikleriyle şehrimizde güçlü bir bilinç oluşturmayı hedefliyoruz. Bu protokol kapsamında tıp fakültesi öğrencilerimizin sahada bizlerle omuz omuza olması, Kahramanmaraş genelindeki koruyucu sağlık hizmetlerine ve bağımlılıkla mücadele çalışmalarına önemli katkı sağlayacaktır. Yarının doktorları, aldıkları eğitimlerle okullarımızda gençlerimize ulaşarak birer 'bağımsızlık elçisi' gibi çalışacak.'</p>

<p>Alagöz, uygulamanın gençlerin bağımlılık risklerine karşı bilinçlenmesine katkı sunacağını ve uzun vadede toplum sağlığının korunmasına destek sağlayacağını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kahramanmaraş, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/gelecegin-hekimleri-bagimlilikla-mucadele-dersiyle-meslege-hazirlanacak</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 20:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/06/agency/aa/gelecegin-hekimleri-bagimlilikla-mucadele-dersiyle-meslege-hazirlanacak.jpg" type="image/jpeg" length="56078"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ, iklim krizi ve insan sağlığı ilişkisinin COP31'de daha güçlü ele alınmasını bekliyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/dso-iklim-krizi-ve-insan-sagligi-iliskisinin-cop31de-daha-guclu-ele-alinmasini-bekliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/dso-iklim-krizi-ve-insan-sagligi-iliskisinin-cop31de-daha-guclu-ele-alinmasini-bekliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Türkiye Temsilcisi ve Ofis Başkanı Dr. Tasnim Atatrah, COP31'in, iklim ve sağlık gündemini güçlendirmek için önemli bir fırsat olduğunu, Türkiye'nin ev sahipliğinin, iklim eyleminin insan sağlığı ve toplumların geleceğini koruma amacını daha görünür kılabileceğini kaydetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Atatrah, AA muhabirine, iklim krizinin aynı zamanda bir sağlık krizi olduğunu ve halihazırda dünyanın tüm bölgelerinde insan sağlığını etkilediğini söyledi.</p>

<p>İklim değişikliği etkilerinin gelecekteki hastalık yükü, sağlık güvenliği ve sağlık sistemlerinin dayanıklılığı üzerinde giderek daha belirleyici hale geldiğini vurgulayan Atatrah, bu etkilerin hem doğrudan hem de dolaylı şekilde ortaya çıkabileceğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Paris Anlaşması ile belirlenen 1,5 derece hedefini aynı zamanda kritik bir halk sağlığı eşiği olarak nitelendiren Atatrah, 'Küresel ısınmanın 1,5 dereceyi aşması halinde daha sık ve daha şiddetli aşırı hava olayları, sıcaklığa bağlı ölümlerde artış, gıda ve su sistemleri üzerindeki baskının yoğunlaşması ile salgın hastalık ve yerinden edilme risklerinin artması muhtemel görünüyor.' dedi.</p>

<p>Aşırı hava olaylarının hastaneler ve acil sağlık hizmetlerinde kapasite sorunlarına yol açabildiğine dikkati çeken Atatrah, bu durumun tedarik zincirlerini bozabildiğini, altyapıya zarar verebildiğini ve elektrik ile suya erişimi kesintiye uğratarak hem acil hem de uzun vadeli bakım ihtiyacını artırabildiğini aktardı.</p>

<p><strong>- 'İklim ve sağlık politikaları birbirinden ayrı düşünülemez'</strong></p>

<p>Tasnim Atatrah, sağlık sistemlerinin yalnızca acil durumlara değil, bulaşıcı hastalıklar, hava kirliliğine bağlı rahatsızlıklar, ruh sağlığı sorunları ve kronik hastalıkların kötüleşmesi gibi ikincil etkilere de yanıt vermek zorunda kaldığını bildirdi.</p>

<p>İklim değişikliğinin sağlık boyutunun iklim müzakerelerinde artık daha görünür olduğuna değinen Atatrah, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>'Ancak sağlık konusunun iklim müzakereleri ve uygulama çerçeveleri içinde daha da güçlendirilmesine ihtiyaç var. İklim ve sağlık politikalarının birbirinden ayrı düşünülemeyeceği her geçen gün daha güçlü bir şekilde kabul ediliyor. Şimdi önemli olan, bu farkındalığı daha güçlü operasyonel entegrasyona, finansmana ve sektörler arası somut işbirliklerine dönüştürmek.'</p>

<p><strong>- 'COP31'in Türkiye'de yapılması bir fırsat olabilir'</strong></p>

<p>Türkiye'nin dayanıklılık, hazırlık kapasitesi, sürdürülebilir kalkınma ve halk sağlığının korunması alanlarında güçlü bir liderlik sergilediğini ifade eden Atatrah, 'COP31'e Antalya'nın ev sahipliği yapacak olması, iklim ve sağlık arasındaki küresel tartışmayı daha da görünür kılmak açısından son derece değerli bir fırsat olacak.' değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Atatrah, Türkiye'nin, hükümet ve Sağlık Bakanlığının çalışmalarıyla acil durumlara karşı hazırlığını güçlendirirken sağlık sistemine yatırım yapmayı sürdürdüğüne, sağlık güvenliği ve çevre sağlığı alanındaki çalışmalarıyla da iklim tartışmalarında sağlık konusunu daha fazla öne çıkardığına işaret etti.</p>

<p>Antalya'nın da bu anlamda hem sembolik hem de stratejik bir öneme sahip olduğunu belirten Atatrah, şunları paylaştı:</p>

<p>'Akdeniz bölgesi, yükselen sıcaklıklar, su stresi, orman yangınları ve çevresel sorunlar gibi iklim kaynaklı baskılardan giderek daha fazla etkileniyor. Aynı zamanda Antalya, sağlıklı çevrelerin, sürdürülebilir kalkınmanın ve dayanıklılığın önemini de yansıtıyor. Bu nedenle Antalya'nın ev sahipliği, iklim eyleminin, özünde insanları, sağlığı ve toplumların geleceğini korumaya yönelik olduğu yönündeki temel mesajı güçlendirebilir. COP31'in Türkiye'de yapılması, iklimle ilgili çalışmaların, sağlık, su güvenliği ve iklim krizine karşı savunmasız insanların korunması gibi konularla birlikte ele alınmasına yardımcı olacaktır. Türkiye'nin tecrübesi dünyada daha insani ve kapsayıcı iklim politikalarına katkı sağlayabilir.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/dso-iklim-krizi-ve-insan-sagligi-iliskisinin-cop31de-daha-guclu-ele-alinmasini-bekliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 11:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuel.com.tr/vendor/te/assets/images/placeholder.png" type="image/jpeg" length="61446"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kızından nakledilen karaciğerle sağlıklı yaşam sürüyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/kizindan-nakledilen-karacigerle-saglikli-yasam-suruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/kizindan-nakledilen-karacigerle-saglikli-yasam-suruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Osmaniye'de sirozla mücadele eden baba, kızından yapılan karaciğer nakliyle yaşama tutundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yıldırım Beyazıt Mahallesi'nde yaşayan 58 yaşındaki Özcan Ararat, 2019'da ayaklarında kahverengi lekeler çıkması nedeniyle Osmaniye Devlet Hastanesi'ne gitti.</p>

<p>Burada yapılan tetkiklerin ardından Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edilen Ararat'a, Hepatit B'ye bağlı karaciğer yetmezliği sebebiyle siroz teşhisi konuldu.</p>

<p>Doktorlar, yaklaşık 3 yıl ilaç tedavisi uygulanmasına rağmen hastalığı ilerleyen Ararat'a organ nakledilmesine karar verdi.</p>

<p>Babasının çok zorlandığını görüp destek olmak isteyen 26 yaşındaki Busenur, hastane bünyesindeki Organ Nakli Merkezi'ne başvurdu.</p>

<p>Yapılan tetkiklerde Busenur'un karaciğer dokusunun babasıyla uyumlu olduğunun belirlenmesinin ardından nakil gerçekleştirildi.</p>

<p>Operasyon sonucunda rahatsızlığından kurtulan Ararat, kızının desteğiyle sağlıklı yaşam sürüyor.</p>

<p><strong>- 'Onunla geçirmek istediğim daha çok zaman vardı'</strong></p>

<p>Busenur Ararat, AA muhabirine, hayatındaki en değerli varlığın ailesi olduğunu söyledi.</p>

<p>Karaciğerini babasına bağışladığı için mutlu olduğunu anlatan Ararat, şöyle konuştu:</p>

<p>'Babama karaciğerimi vermenin en güzel yanlarından biri de babamın benim bir parçamı taşıyor olması. Bu benim için çok özel bir şey. Sevdiğim insanların hayatta kalabilmesine destek olmak çok duygusal ve güzel. Babam benim için çok kıymetli. Onunla geçirmek istediğim daha çok zaman vardı.'</p>

<p><strong>- 'Kızımın ciğerini bana vermesi beni çok duygulandırdı'</strong></p>

<p>Özcan Ararat da kızı sayesinde sağlığına kavuştuğunu dile getirdi.</p>

<p>Kızının kendisine ömürlük Babalar Günü hediyesi verdiğini belirten Ararat, 'Kızımın ciğerini bana vermesi beni çok duygulandırdı. Ona çok teşekkür ederim, sağ olsun, Allah işini rast getirsin. Bütün evlatların babalarına, annelerine destek olmalarını tavsiye ediyorum.' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Organ Nakli Merkezi Mesul Müdürü Op. Dr. Sefa Özyazıcı da naklin ardından kontrolleri belli aralıklarla devam eden baba ve kızının sağlık durumlarının iyi olduğunu ifade etti.</p>

<p>Organ bağışının önemine dikkati çeken Özyazıcı, herkesin bu konuda daha duyarlı olması gerektiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/kizindan-nakledilen-karacigerle-saglikli-yasam-suruyor</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/06/agency/aa/kizindan-nakledilen-karacigerle-saglikli-yasam-suruyor.jpg" type="image/jpeg" length="47249"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İklim değişikliği sivrisinek ve kene kaynaklı hastalık riskini artırabilir]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/iklim-degisikligi-sivrisinek-ve-kene-kaynakli-hastalik-riskini-artirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/iklim-degisikligi-sivrisinek-ve-kene-kaynakli-hastalik-riskini-artirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, iklim değişikliğiyle sivrisinek ve kene gibi türlerin daha erken ortaya çıktıklarını ve yıllık nesil sayılarının arttığını belirterek, oluşabilecek olumsuzluklara karşı daha dikkati olunması gerektiği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İklim değişikliğine bağlı artan sıcaklıklar, uzayan yaz mevsimi ve değişen yağış rejimleri, böcek popülasyonlarını da etkiliyor. İnsanlarla temas eden ve hastalık taşıma riski bulunan sivrisinek ve keneler ile alerjik reaksiyonlara neden olan çam kese böceğinin yayılım alanları genişlerken bu durum, vektör kaynaklı hastalıklar ve alerjik vakalarda artış riskini de beraberinde getiriyor.</p>

<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Entomoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İzzet Akça, AA muhabirine, iklim değişikliğinin doğadaki dengeleri değiştiren kapsamlı bir süreç olduğunu söyledi.</p>

<p>Küresel ortalama sıcaklıktaki artışın canlılar üzerinde önemli sonuçlar doğurduğuna işaret eden Akça, bu değişimden en fazla etkilenen grupların başında böceklerin geldiğini anlattı.</p>

<p>Akça, böceklerin yaşam döngülerinin sıcaklığa doğrudan bağlı olduğunun altını çizerek, sert geçen kışlarda popülasyonların yüzde 70-80'inin doğal olarak öldüğünü ancak kışların daha ılık geçmesiyle bu kayıpların azaldığını belirtti.</p>

<p>Sivrisinek ve kenelerde 20-25 derece aralığında üreme ve gelişmenin hızlandığına dikkati çeken Akça, sıcak dönemlerin uzamasının böceklerin daha uzun süre aktif kalmalarına, daha fazla beslenmelerine ve nesil vermelerine imkan sağladığını dile getirdi.</p>

<p>Akça, Karadeniz Bölgesi'nde haziran sonlarında görülmeye başlayan sivrisineklerin yaklaşık bir ay daha erken ortaya çıktıklarına işaret ederek, 'Adana gibi sıcak bölgelerde sivrisinekler, yılda 10'dan fazla nesil verebilirken Karadeniz gibi daha serin bölgelerde bu sayı 2-4 arasında kalabiliyor. İklim değişikliğiyle hem ortaya çıkış zamanı yaklaşık bir ay öne çekiliyor hem de yıllık nesil sayısı artıyor.' diye konuştu.</p>

<p>Sivrisineklerin sucul canlılar olduklarına dikkati çeken Akça, hava sıcaklığındaki artışın su sıcaklığını da yükselterek larvaların daha hızlı gelişmesine yol açtığını söyledi.</p>

<p>Akça, iklim değişikliğinin türlerin coğrafi dağılımını da değiştirdiğinin altını çizerek, Akdeniz ikliminin hakim olduğu bölgelerde görülen çam kese böceğinin daha kuzey ve yüksek rakımlı alanlara yayıldığını ifade etti.</p>

<p>Akça, kenelerde de benzer bir tablonun görüldüğünü dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>- Yüksek sıcaklık kenelerin yumurta sayısını artırıyor</strong></p>

<p>Özellikle Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarının görüldüğü Sivas, Çorum, Amasya ve Samsun çevresinde riskin arttığını belirten Akça, daha çok haziran ayında gündeme gelen vakaların artık nisandan itibaren görülmeye başlandığını anlattı.</p>

<p>Akça, kenelerin uygun koşullarda 500 ile 5 bin arasında yumurta bırakabildiklerine işaret ederek, sıcaklıkların yükselmesiyle yumurta ve nesil sayısının arttığını, bazı bölgelerde iki nesil veren türlerin 5-6 nesle kadar ulaşabildiğini dile getirdi.</p>

<p>Akça, sivrisinek ve kenelerin daha erken ve uzun süre görülmeye başlamasının insan sağlığı açısından riskleri artırdığını söyledi.</p>

<p><strong>- Mücadelede larva dönemi kritik önem taşıyor</strong></p>

<p>Sivrisineklerle mücadelede en etkili yöntemin larva dönemine yönelik çalışmalar olduğunu vurgulayan Akça, belediyelerin sulak alanlarda larva mücadelesinin önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p>Akça, ev ve bahçelerde açık bırakılan kova, bidon ve saksı altlığı gibi küçük su birikintilerinin bile sivrisineklerin üremesi için uygun ortam oluşturduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:</p>

<p>'Sineklik ve cibinlik kullanımı, önemli korunma yöntemleri arasında yer alıyor. Kenelere karşı ise park ve bahçelerde çimlerin bir santimden kısa tutulması, yabancı otların temizlenmesi ve riskli alanlarda uygun ürünlerle düzenli ilaçlama mücadelesi yapılması gerekiyor. Özellikle çocukların uzun otların bulunduğu alanlarda dikkatli olması gerekiyor.'</p>

<p><strong>- Türkiye'de yeni risk alanları oluşabilir</strong></p>

<p>Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Müzeyyen Mamal Torun da sivrisinek kaynaklı hastalıkların ve kenelerin taşıdığı enfeksiyonların yeni bölgelere taşındığını söyledi.</p>

<p>İklim değişikliğinin çam kese böceğini de etkilediğini dile getiren Torun, daha ılıman geçen kışların türün hayatta kalmasını kolaylaştırdığını, bu nedenle kuzeye ve yüksek rakımlı bölgelere doğru yayıldığını anlattı.</p>

<p>Torun, çam kese böceğinin yakıcı tüylerinin insanlarda kaşıntı, döküntü, nefes darlığı ve astım ataklarına neden olabildiğini belirterek, türün yaygınlaşmasının insan sağlığı ve orman ekosistemleri açısından tehdit oluşturduğunu ifade etti.</p>

<p>KKKA'nın daha kuzey ve batı bölgelere ilerleme potansiyeli taşıdığına işaret eden Torun, daha sıcak geçen yazlarla Batı Nil Ateşi vakalarında da artış görülebileceğini söyledi.</p>

<p>Torun, son yıllarda özellikle Marmara ve Karadeniz bölgelerinde yerleşmeye başlayan, Asya kaplan sivrisineği olarak bilinen 'Aedes albopictus' türünün dang ateşi ve chikungunya gibi hastalıkların bulaşma riskini artırabileceğinin altını çizerek, leishmaniasis (şark çıbanı) vakalarının da yeni bölgelere taşınma potansiyelinin bulunduğunu anlattı.</p>

<p>Lyme hastalığı açısından da risklerin arttığını vurgulayan Torun, 'Bilimsel öngörüler, Türkiye'nin özellikle Karadeniz, Marmara ve Akdeniz kuşağında sivrisinek ve kene kaynaklı hastalıklar açısından Avrupa'nın önemli geçiş bölgelerinden biri haline gelebileceğini gösteriyor.' değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Torun, durgun su birikintilerinin ortadan kaldırılması, sineklik kullanılması ve kırsal alan dönüşlerinde vücutta kene kontrolü yapılmasının vektör kaynaklı hastalıklara karşı etkili önlemler arasında yer aldığını anlattı.</p>

<p>Öte yandan Torun, iklim değişikliğinin küresel halk sağlığı meselesi olduğunu sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/iklim-degisikligi-sivrisinek-ve-kene-kaynakli-hastalik-riskini-artirabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuel.com.tr/vendor/te/assets/images/placeholder.png" type="image/jpeg" length="44343"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Abdi İbrahim ilaçta elektronik kullanma talimatı dönemini başlattı]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/abdi-ibrahim-ilacta-elektronik-kullanma-talimati-donemini-baslatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/abdi-ibrahim-ilacta-elektronik-kullanma-talimati-donemini-baslatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Abdi İbrahim, dijital dönüşüm adımlarından Karekod Projesi'ni hayata geçirerek elektronik kullanma talimatı (e-KT) içeren ilk ürünlerini piyasaya sundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, ilgili regülasyonlar kapsamında, muaf tutulan ürünler hariç olmak üzere, uygun ürünlerde yalnızca e-KT içeren karekodlu ambalaj uygulaması kullanılacak. 1 Ocak 2027 itibarıyla zorunlu hale gelecek e-KT uygulamasına erken uyum sağlayan Abdi İbrahim, dönüşüm sürecini ürün portföyüne yaygınlaştırmaya devam ediyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığına bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun (TİTCK) ilaç kutuları üzerinden kullanma talimatlarının elektronik ortamda erişilebilir olmasına yönelik düzenlemesi doğrultusunda şirket, e-KT içeren ilk ürünlerini piyasaya sunarak, haziran ayı itibarıyla ürün portföyünde kademeli geçiş sürecini başlattı.</p>

<p>Uygulama sayesinde kullanıcılar, ilaç kutuları üzerinde yer alan karekodları akıllı cihazlarıyla okutarak güncel e-KT'lere dijital ortamda erişebilecek. Şirket, dönüşüm kapsamında basılı kullanma talimatlarını da kademeli olarak kaldırarak kağıt tüketimini azaltmayı, karbon ayak izini düşürmeyi ve dijitalleşmeyi çevresel sürdürülebilirlik hedefleriyle buluşturmayı amaçlıyor.</p>

<p>Dijitalleşme ve çevresel sürdürülebilirliği odağına alan Karekod Projesi, Abdi İbrahim'in 'HEAL2050' Sürdürülebilirlik Stratejisi kapsamında düşük karbonlu şirkete dönüşme hedefiyle uyumlu bir proje olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Basılı kullanma talimatlarının kaldırılmasıyla şirketin yıllık yaklaşık 2 bin 500 ton karbondioksit eşdeğeri (CO2e) sera gazı emisyon azaltımı sağlaması hedefleniyor. Söz konusu dönüşüm, kağıt tüketiminin ve karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlarken, Türkiye'nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefleriyle de uyumlu bir yaklaşım ortaya koyuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>- 'İkiz dönüşümü tek bir kutuya sığdırdığımız için gururluyuz'</strong></p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Abdi İbrahim İnsan Kaynakları, Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Oğuzcan Bülbül, projenin Abdi İbrahim'in HEAL2050 sürdürülebilirlik stratejisiyle doğrudan uyumlu olduğunu belirtti.</p>

<p>Sürdürülebilirliğin iş yapış biçimlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Bülbül, hayata geçirdikleri her projede ortak faydaya hizmet eden, çok yönlü bakış açılarındaki izlerin bulunduğunu aktardı.</p>

<p>Bülbül, 'Bu proje, bir yandan dijitalleşmeyle sağlık hizmetlerinde erişilebilirliği artırırken ve kullanıcıların bilgiye erişimini kolaylaştırırken, diğer yandan da kağıt tüketimimizi ve buna bağlı karbon emisyonlarımızı azaltarak düşük karbonlu dönüşüm yolculuğumuza katkı sağlıyor. İkiz dönüşümü tek bir kutuya sığdırdığımız için gururluyuz.' değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/abdi-ibrahim-ilacta-elektronik-kullanma-talimati-donemini-baslatti</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/06/i-1-7.jpg" type="image/jpeg" length="54078"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kolon kanserinde erken tanı için düzenli tarama önerisi]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/kolon-kanserinde-erken-tani-icin-duzenli-tarama-onerisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/kolon-kanserinde-erken-tani-icin-duzenli-tarama-onerisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Mutluay Soyer: - 'Erken teşhis edilen hastalarda tedavi başarısı belirgin şekilde artıyor']]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Mutluay Soyer, erken evrede çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebilen kolon kanserinin erken tanıyla önlenebilen ve tedavi başarısı yüksek bir kanser türü olduğunu, bu nedenle düzenli taramaların hayati önem taşıdığını belirtti.</p>

<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, kolorektal kanserler, dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer almaya devam ediyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre kolon ve rektum kanserleri erkeklerde en sık görülen üçüncü, kadınlarda ise ikinci kanser türü olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı Soyer, kolorektal kanserlerin yaklaşık yüzde 95'inin polip adı verilen oluşumlardan kaynaklandığını kaydetti.</p>

<p>Soyer, bağırsak iç yüzeyinde gelişen et beni benzeri yapılar olan poliplerin özellikle adenomatöz türlerinin zaman içerisinde kansere dönüşme potansiyeline sahip olduğunu belirterek, 'Poliplerin büyük bölümü başlangıç döneminde herhangi bir şikayete yol açmadan gelişebiliyor. Bu nedenle düzenli tarama programları erken tanı açısından kritik önem taşıyor.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bazı poliplerin yıllar içerisinde büyüyerek kansere dönüşebildiğini aktaran Soyer, 'Erken dönemde çıkarılan poliplerle bu riskin azaltılabildiği ifade ediliyor. Bu polipler kolonoskopi sırasında çıkarılmasıyla kanser gelişimini önlüyor. Yaş ilerledikçe polip görülme sıklığı artıyor. Bu nedenle düzenli taramalar ihmal edilmemelidir.' değerlendirmelerini yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Soyer, kolon kanseri taramasında dışkıda gizli kan testi, rektosigmoidoskopi ve kolonoskopi yöntemlerinin kullanıldığı bilgisini paylaşarak, kolonoskopinin tüm kalın bağırsağın ayrıntılı şekilde değerlendirilmesine olanak sağladığını ifade etti.</p>

<p>İşlem sırasında şüpheli alanların değerlendirilebildiğini ve gerekli durumlarda biyopsi alınabildiğini aktaran Soyer, 'İşlem sırasında saptanan polipler aynı seansta çıkarılabiliyor. Bu durum kansere dönüşebilecek lezyonların erken dönemde ortadan kaldırılmasına katkı sağlar. Kontrol kolonoskopi zamanlamasının ise çıkarılan poliplerin sayısı, boyutu ve patolojik özelliklerine göre planlanır.' değerlendirmelerinde bulundu.</p>

<p>- Genetik ve çevresel etkenler önemli</p>

<p>Soyer, normal risk grubundaki bireylerde 45 yaş sonrası kolon kanseri taraması önerildiğine işaret ederek, şunları kaydetti:</p>

<p>'Ailesinde kolon kanseri veya polip öyküsü bulunan kişilerde taramaya daha erken yaşlarda başlanması gerekiyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kolon kanseri vakalarında artış görüldüğüne dikkat çekilirken, bu nedenle uluslararası kılavuzlarda tarama yaşının güncellendiği belirtiliyor. Özellikle risk grubunda bulunan bireylerin düzenli kontrollerini aksatmamasının erken tanı açısından büyük önem taşıdığı ifade ediliyor. Tarama programlarının yalnızca şikayeti bulunan bireyler için değil, sağlıklı kişiler için de koruyucu sağlık yaklaşımının önemli bir parçası olduğu vurgulanıyor. Özellikle aile öyküsü bulunan bireylerde taramalar, ailede tanı alan kişiden yaklaşık 10 yıl önce veya en geç 40 yaşında başlaması gerekiyor. Genetik geçişli bazı hastalıklarda ise çok daha erken yaşlarda takip gerekiyor.'</p>

<p>Kolon kanseri gelişiminde genetik faktörlerin yanı sıra çevresel etkenlerin de önemli rol oynadığını aktaran Soyer, sigara kullanımı, fazla kırmızı et tüketimi, obezite, diyabet, insülin direnci ve inflamatuvar bağırsak hastalıklarının risk faktörleri arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p>Soyer, işlenmiş gıdaların yoğun tüketildiği beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzının kolon sağlığını olumsuz etkileyebildiğini, düzenli fiziksel aktivite yapılması, lifli gıdalarla beslenme ve sebze-meyve tüketiminin koruyucu etki gösterdiğini belirtti.</p>

<p>Dışkılama alışkanlığında değişiklik, uzun süren kabızlık veya ishal, dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı, açıklanamayan kilo kaybı ve kansızlık gibi belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Soyer, şunları kaydetti:</p>

<p>'Özellikle uzun süre devam eden sindirim sistemi şikayetlerinin ihmal edilmemesi gerektiği belirtiliyor. Uzmanlar, erken dönemde yapılan değerlendirmelerin hastalığın kontrol altına alınabilmesi açısından önemli avantaj sağlayabildiğini ifade ediyor. Düzenli sağlık kontrollerinin ve tarama programlarının kolon kanserine bağlı ölüm oranlarının azaltılmasında önemli rol oynadığı vurgulanıyor. Düzenli tarama programları sayesinde kolon kanseri erken dönemde saptanabiliyor. Erken teşhis edilen hastalarda tedavi başarısının belirgin şekilde artıyor.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/kolon-kanserinde-erken-tani-icin-duzenli-tarama-onerisi</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/05/agency/aa/kolon-kanserinde-erken-tani-icin-duzenli-tarama-onerisi.jpg" type="image/jpeg" length="35682"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından ebeveynlere 'Sınavlarda çocuklarınıza baskıyı değil, desteği artırın' önerisi]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/uzmanindan-ebeveynlere-sinavlarda-cocuklariniza-baskiyi-degil-destegi-artirin-onerisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/uzmanindan-ebeveynlere-sinavlarda-cocuklariniza-baskiyi-degil-destegi-artirin-onerisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Alperen Bıkmazer, sınavın stres kaynağı olduğunu belirterek, ebeveynlere sınavlarda çocuklarına baskıyı değil, desteği artırması önerisinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bıkmazer, Türk Psikofarmakoloji Derneğinin düzenlediği sağlık kongresi için geldiği Antalya'da AA muhabirine yaptığı açıklamada, telefon bağımlılığı, dünyadaki savaş gibi durumların çocukların psikolojisini daha çok etkilediğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuk ve ergenlerin hem nörobiyolojik olarak hem de psikososyal olarak gelişmekte olan bireyler olduğunu anlatan Bıkmazer, 'Dolayısıyla bu gelişimin devamlılığına bağlı kırılganlıkları da var, hassasiyetleri söz konusu. Bu tarz olumsuz deneyimlerden daha kolay, daha fazla etkilenebiliyorlar. Hani yapılmakta olan, oluşmakta olan bir yapıya gelen darbeyle tamamlanmış bir yapıya gelen darbenin etkisi aynı olmuyor. Dolayısıyla olumsuz deneyimlerden çok kolay etkilenebiliyorlar.' diye konuştu.</p>

<p>Bıkmazer, dijital dünyayla birlikte çocukların çok fazla bilgi bombardımanına maruz kaldığını ifade ederek, dijital bağımlılığın etkilerinin olduğunu kaydetti.</p>

<p><strong>- 'Çocuklar kontrolsüz, denetimsiz çok fazla bilgiye maruz kalıyor'</strong></p>

<p><strong>Bağımlılıktan farklı olarak çocukların kontrolsüz, denetimsiz çok fazla bilgiye maruz kaldığına dikkati çeken Bıkmazer, şöyle konuştu:</strong></p>

<p>'Tabii o bilgiyi süzgeçten geçirme, bilgiyi işleme kapasitemiz de otuz sene önce nasılsa aslında şimdiki bireylerde de aynı şekilde. Bizim beyin yapımızda dramatik bir değişiklik yok. Bu kadar çok bilgi var ama bilgi işleme aynı. Bu kadar yoğun bilgi olumlu sonuçlar oluşturabiliyor tabii ki ama çocuklar bazen bunaltı da yaşayabiliyor. Tamamen de kötü bir noktaya çekmiyoruz meseleyi ama olumsuz sonuçlara yol açtığını da biliyoruz.'</p>

<p>Bıkmazer, ebeveynlerin çocuklarına yönelik denetiminin önemli olduğunu vurgulayarak, çocukların nerede kimlerle zaman geçirdiğinin bilinmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Çocukları korumanın önemine işaret eden Bıkmazer, 'Dijital mecra bir tür kara delik. Çocukları, çocukların zihinlerini o kara deliğe kaptırmamak, kara deliğin o zihinleri yutmaması adına daha dikkatli olmak gerekiyor. Ebeveynlerin çocuklarını daha çok denetlemeleri önemli.' dedi.</p>

<p><strong>Bıkmazer, sınavların da başlı başına stres kaynağı olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:</strong></p>

<p>'Sınav tabii ki başlı başına bir stres kaynağı. Aynı zamanda ne yazık ki bir yarışma da söz konusu. Sınavın zaten kendi bir zorluğu var, bir de o yarışmanın getirdiği zorluk var. Sadece belli sayıda bilgiye sahip olmanız yetmiyor. O bilgiyi belli bir süre içerisinde işlemeniz, doğru yanıt vermeniz gerekiyor. Onun için çocukların ellerinden geldikçe sakin kalmalarını öneriyoruz. Zaten çocuklar kendilerini baskı altında hissediyorlar. Ebeveynlerin daha çok destekleyici olmalarını, çocukların hissettiği o baskıyı artırmamalarını öneriyoruz.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/uzmanindan-ebeveynlere-sinavlarda-cocuklariniza-baskiyi-degil-destegi-artirin-onerisi</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/05/i-35.jpg" type="image/jpeg" length="26365"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gıdalardaki pestisit kalıntıları sağlığa zarar veriyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/gidalardaki-pestisit-kalintilari-sagliga-zarar-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/gidalardaki-pestisit-kalintilari-sagliga-zarar-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Aslı Muslu Can, gıdalardaki pestisit kalıntılarının insan sağlığını tehdit edebileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üniversiteden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Aslı Muslu Can, artan nüfus ve gıda talebinin tarımsal üretimde verimliliği artırma zorunluluğunu beraberinde getirdiğini ve bu noktada pestisitlerin üreticiler için önemli bir araç haline geldiğini aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Pestisitlerin böcekler, yabancı otlar ve mantarlar gibi zararlılarla mücadelede kullanılan kimyasal ya da biyolojik maddeler olduğunu, doğru kullanılmadığında ise önemli sorunlara yol açabileceğini vurgulayan Can, şunları kaydetti:</p>

<p>'İnsektisitler, böcekleri, herbisitler, yabancı otları, fungisitler ise mantarları kontrol altına almak için kullanılır. Bu maddeler, tarımsal üretimde verim kaybını azaltmak ve ürün kalitesini artırmak amacıyla yaygın şekilde tercih ediliyor. Pestisit kalıntıları, gıdalar aracılığıyla insan vücuduna girebiliyor. Uygun doz ve kullanım talimatlarına uyulmadığında, bu kalıntılar birikim gösterebilir. Uzun süreli maruziyet hormon dengesizlikleri, sinir sistemi bozuklukları, bağışıklık sisteminde zayıflama ve bazı kanser türleriyle ilişkilendiriliyor. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve hamile bireyler, bu etkiler karşısında daha hassas grupta yer alıyor.'</p>

<p><strong>- 'Ekosistem dengesinin bozulmasına yol açabiliyor'</strong></p>

<p>Can, pestisitlerin yalnızca hedef zararlıları değil, faydalı böcekleri ve ekosistemi etkileyebildiğini, toprak mikroorganizmalarının zarar görebileceğini ve su kaynaklarına karışarak uzun vadeli çevre kirliliğine neden olabileceğini, bu durumun biyolojik çeşitliliğin azalmasına ve ekosistem dengesinin bozulmasına yol açabileceğini kaydetti.</p>

<p>Türkiye'de pestisit kullanımının Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından belirlenen maksimum kalıntı limitleri çerçevesinde denetlendiğini aktaran Can, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>'Zaman zaman yapılan analizlerde limit üstü kalıntılara rastlanması, konunun önemini ortaya koyuyor. Tüketiciler basit önlemlerle pestisit maruziyetini azaltabilir. Sebze ve meyvelerin bol suyla yıkanması, mümkünse kabuklarının soyulması, mevsiminde ve yerel ürünlerin tercih edilmesi, güvenilir üreticilerden alışveriş yapılması ve organik ya da iyi tarım uygulamaları sertifikalı ürünlere yönelinmesi, alınabilecek önlemler arasında yer alıyor.'</p>

<p>Pestisit kullanımının tamamen ortadan kaldırılmasının kısa vadede mümkün olmayacağını vurgulayan Can, entegre zararlı yönetimi, biyolojik mücadele yöntemleri ve doğru doz uygulamalarıyla risklerin önemli ölçüde azaltılabileceğini, bu noktada üretici kadar tüketicinin de bilinçlenmesinin önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Can, pestisitlerin modern tarımın önemli parçası olduğunu ancak bilinçsiz kullanımının ciddi sağlık ve çevre sorunlarına yol açabileceğini ifade ederek, daha güvenli ve sürdürülebilir bir gıda sistemi için toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/gidalardaki-pestisit-kalintilari-sagliga-zarar-veriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 10:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/05/i-34.jpg" type="image/jpeg" length="14855"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Talasemi hastaları 'Biz İyilik Severiz' projesiyle düzenli kan bağışçılarına ulaşıyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/talasemi-hastalari-biz-iyilik-severiz-projesiyle-duzenli-kan-bagiscilarina-ulasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/talasemi-hastalari-biz-iyilik-severiz-projesiyle-duzenli-kan-bagiscilarina-ulasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Kızılay öncülüğünde yürütülen 'Biz İyilik Severiz' projesiyle, 'Akdeniz anemisi' olarak da bilinen talasemi hastalığıyla mücadele edenlerin kan ihtiyacı düzenli bağışçılar aracılığıyla karşılanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Kızılay Kan Hizmetleri Genel Müdürlüğü koordinasyonunda hazırlanan proje, 2023 yılında Talasemi Federasyonu, Türkiye Kan Hastalıkları Vakfı, Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinin işbirliğinde hayata geçirildi.</p>

<p>Proje kapsamında 40 bin 783 bağışçının yer aldığı veri havuzundan 4 bin 63 'sadık bağışçı' belirlendi.</p>

<p>Sürdürülebilir ve güvenli kan temin edilmesinin amaçlandığı projede, gönüllüler ile 247 hasta arasında eşleştirme yapıldı.</p>

<p>Adana'daki pilot uygulamanın ardından Hatay ve Osmaniye'de başlatılan çalışma kapsamında gönüllülerin bağışladığı kan, eşleştirildikleri talasemi hastalarına naklediliyor.</p>

<p>Bireyleri bağışçı arama yükünden kurtaran proje sayesinde 'Akdeniz anemisi' olarak da bilinen hastalığın tedavi süreci daha planlı ilerliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>- 'Talasemi hastalarımızın yarasına merhem olmak çok kıymetli'</strong></p>

<p>Türk Kızılay Genel Sekreteri Ramazan Saygılı, AA muhabirine, 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü'ne yönelik farkındalık çalışmaları yaptıklarını söyledi.</p>

<p>Projenin bu anlamda da önem taşıdığını dile getiren Saygılı, 'Eskiden herkes bağışçısını kendi getirirdi. Şimdi hasta yarın gelecekse, kanı bugünden itibaren Türk Kızılay tarafından hazırlanıyor. Hastamız, hastanede kanını alıp gidiyor. Talasemi hastalarımızın yarasına merhem olmak çok kıymetli.' dedi.</p>

<p>Gönüllülerden Hasan Berzan Toprak da 15 yıldır kan bağışında bulunduğunu belirtti.</p>

<p>Herkese örnek olmak istediğini anlatan Toprak, 'Vücudun her zaman kendini yenileyerek ürettiği bir sıvıyı, faydasını görebilecek birilerine veriyor olmanın manevi hazzı beni çok mutlu ediyor. O kandaşıma faydalı olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.' diye konuştu.</p>

<p><strong>- 'Sürekli başkalarını arayıp 'kan verebilir misiniz?' demek zorunda kalmıyoruz'</strong></p>

<p>Talasemi hastalarından 33 yaşındaki Hüner Çöltü de kan almak için 21 günde bir hastaneye gittiğini ifade ederek, şöyle konuştu:</p>

<p>'Kan almadan yaşamımızı sürdürmemiz mümkün değil. Daha önce kan bulmakta çok zorlanıyor, kendi bağışçımı getiriyordum. Getirmeme rağmen uygunsuz çıktığında sıkıntı yaşıyordum. Şu an Türk Kızılayın hazırladığı proje sayesinde kanımızı düzenli alabiliyoruz. Herhangi bir sıkıntı yaşamıyorum. Sürekli başkalarını arayıp 'kan verebilir misiniz?' demek zorunda kalmıyoruz.'</p>

<p>10 yaşındaki Betül Aslanbilek ise doğuştan gelen hastalığıyla mücadele ettiğini belirterek, 'Kan bağışlayanlara çok teşekkür ederim, onlardan Allah razı olsun. Eğer onlar kan vermeseydi, hastalığımız daha da zorlaşabilirdi. Herkesin, kan bağışında bulunmak için Türk Kızılaya gitmelerini isterim.' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/talasemi-hastalari-biz-iyilik-severiz-projesiyle-duzenli-kan-bagiscilarina-ulasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/05/agency/aa/talasemi-hastalari-biz-iyilik-severiz-projesiyle-duzenli-kan-bagiscilarina-ulasiyor.jpg" type="image/jpeg" length="71087"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çözüm bulamadığı bel ağrısından hastanede takılan pille kurtuldu]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/cozum-bulamadigi-bel-agrisindan-hastanede-takilan-pille-kurtuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/cozum-bulamadigi-bel-agrisindan-hastanede-takilan-pille-kurtuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Belinde 10 yıldır hissettiği ağrı nedeniyle yürüme güçlüğü çeken 63 yaşındaki Sıdıka Albahar, Mersin Üniversitesi Hastanesinde vücuduna yerleştirilen 'ağrı pili' sayesinde şikayetlerinden kurtuldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Evli ve 4 çocuk annesi Albahar, 10 yıl önce belinde başlayan ağrının geçmemesi üzerine doktora başvurdu.</p>

<p>Sıkıntılarına ilaç tedavisiyle çözüm bulamayan Albahar'ın omurgası, ameliyatla takılan metal vidalarla sabitlendi.</p>

<p>Albahar, geçirdiği operasyona rağmen şiddetli ağrı, uyku problemi ve yürüme güçlüğü çekmesi nedeniyle hayatını idame ettiremez hale geldi.</p>

<p>Mersin Üniversitesi Hastanesine başvuran Albahar'ı muayene eden Algoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mesut Bakır, 'ağrı pili (spinal kord stimülasyon)' tedavisi uygulanmasına karar verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastanede gerçekleştirilen operasyonda bel bölgesine pil yerleştirilen 63 yaşındaki kadının yüzü, ağrı şikayetlerinden kurtulmasıyla güldü.</p>

<p>- 'Ev işi yapamıyor, eğilip kalkamıyordum'</p>

<p>Sıdıka Albahar, AA muhabirine, 10 yıldır hissettiği ağrılardan kaynaklı birçok tedavi yöntemi denediğini söyledi.</p>

<p>Sıkıntılı günler yaşadığını dile getiren Albahar, 'Hiç kimseyle konuşmak istemiyordum. Ev işi yapamıyor, eğilip kalkamıyordum. Lavaboya bile gidemiyordum. Ağrı pili takıldıktan sonra normal hayata döndüm, çok rahatım. Günlük her işimi yapıyorum. Hocamdan Allah razı olsun. Şimdi çok rahatım. Ağrılarım yok ve çok güzel uyuyabiliyorum.' dedi.</p>

<p><strong>- Ağrı sinyallerinin beyne iletilmesi engelleniyor</strong></p>

<p>Doç. Dr. Mesut Bakır da hastanın geçmişte operasyon geçirdiği omurga bölgesinde yeni fıtık ve kaymalar oluşmasının, kendilerini 'ağrı pili' uygulamasına yönlendirdiğini belirtti.</p>

<p><strong>İki aşamalı cerrahi müdahale yapıldığını anlatan Bakır, şöyle konuştu:</strong></p>

<p>'Uygulamanın birinci basamağında kabloları hastanın omuriliğine kapalı yöntemle yerleştiriyoruz. Dışarıdan kontrol sağlayarak hastanın bel ve bacak bölgesinden gelen ağrı sinyallerinin beyne iletilmesini engelliyoruz. Hasta 1 hafta süreyle takip ediliyor ve bu işlemden yeteri kadar tatmin sağladıysak bu sefer ağrı pilini yerleştirme işlemine geçiyoruz. Hastaya da kumandasını vererek ağrı durumuna göre kontrol yapmasını sağlıyoruz.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mersin, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/cozum-bulamadigi-bel-agrisindan-hastanede-takilan-pille-kurtuldu</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/agency/aa/cozum-bulamadigi-bel-agrisindan-hastanede-takilan-pille-kurtuldu.jpg" type="image/jpeg" length="51713"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bebeklerin 'ilk nefesine' 17 yıldır şahitlik ediyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/bebeklerin-ilk-nefesine-17-yildir-sahitlik-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/bebeklerin-ilk-nefesine-17-yildir-sahitlik-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde görevli ebe Tuğba Tatlı, bebeklere olan sevgisiyle seçtiği mesleğinde 17 yıldır binlerce ailenin evlat sevincine tanıklık ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Niğde'de dünyaya gelen 37 yaşındaki Tatlı, çocukluk yıllarından itibaren bebeklere duyduğu ilgi ve yardım etme isteğiyle ebelik mesleğine yöneldi.</p>

<p>Atatürk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nden mezun olduktan sonra 2009 yılında Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesine atanan Tatlı, 2013 yılından bu yana görevini Kahramanmaraş'ta sürdürüyor.</p>

<p>Dört çocuk annesi Tatlı, meslek hayatı boyunca sayısız doğumun gerçekleşmesine yardımcı olurken ailelerin heyecanını da paylaşıyor.</p>

<p><strong>- 'Bebeğe ilk dokunan sizsiniz'</strong></p>

<p>Mesleğini ilk günkü motivasyonuyla icra ettiğini belirten Tatlı, AA muhabirine, doğum anının kendisi için en büyük mesleki tatmin kaynağı olduğunu söyledi.</p>

<p>Bir bebeğin dünyaya gelişine eşlik etmenin tarifsiz bir duygu olduğunu ifade eden Tatlı, 'Bir bebeği doğurttuğumuz zaman annesinin kucağına verdiğimiz andaki mutluluk, annenin bütün acısını unutması, bebeğin gözlerine bakması ve sağlıklı bir doğum gerçekleştirmek, iş tatmininin sağladığı en güzel anlardan biridir bizim için.' dedi.</p>

<p>Ebelik mesleğinin sadece teknik bilgiyle değil, empatiyle yapılması gerektiğini vurgulayan Tatlı, şunları kaydetti:</p>

<p>'Bebeğin ilk aldığı nefese siz şahitlik ediyorsunuz, ilk oksijeni sizinle alıyor, ilk gözlerini açtığında sizi görüyor, ilk dokunan sizsiniz. Ardından annenin kucağına veriyoruz, ten tene teması sağlıyoruz. Bunları görmek ve yaşamak, çok duygusal anlara şahitlik etmemizi sağlıyor. Anne mutluluktan ağlıyor, baba dışarıda heyecanla bekliyor. Bebeği sardıktan sonra babaya çıkartıyoruz, bazen sadece baba değil, bütün bir aile bekliyor. Hepsinin gözündeki mutluluk ve sevinci görmek, bunlara şahit olmak güzel bir şey.'</p>

<p><strong>- Oğlunu askere uğurlarken doğum yaptı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslek hayatında birçok unutulmaz anı biriktirdiğini anlatan Tatlı, ileri yaşta olduğu için hamile olduğunu fark etmeyen bir kadının doğum hikayesinin kendisini derinden etkilediğini söyledi.</p>

<p>Sancıları başlayan kadının hastaneye gelerek bir erkek bebek dünyaya getirdiğini belirten Tatlı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>'Bir anne gelmişti, yaşı oldukça ileriydi. Hamile olduğundan haberi yoktu. O gün akşam da oğlunu askere yollayacakmış. Asker uğurlamasına giderken sancısı tutuyor, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine geliyorlar. Burada doğum yaptı, bir erkek bebeği oldu. Sonrasında hemen asker yollayacağım diye anneyi taburcu etmek zorunda kaldık, kendi isteğiyle çıkmak istedi, biz de gönderdik. Oğlunun birini askere yollarken, diğeri kucağında oldu, bu durum çok duygulandırmıştı bizi.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kahramanmaraş, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/bebeklerin-ilk-nefesine-17-yildir-sahitlik-ediyor</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/agency/aa/bebeklerin-ilk-nefesine-17-yildir-sahitlik-ediyor.jpg" type="image/jpeg" length="39732"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Önce böbrek sonra pankreas nakli olan kadın 36 yıldır çektiği diyabetten kurtuldu]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/once-bobrek-sonra-pankreas-nakli-olan-kadin-36-yildir-cektigi-diyabetten-kurtuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/once-bobrek-sonra-pankreas-nakli-olan-kadin-36-yildir-cektigi-diyabetten-kurtuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'da, şeker hastalığı nedeniyle böbrek nakli ve açık kalp ameliyatı olmak zorunda kalan 42 yaşındaki kadın, pankreas nakliyle 36 yıllık rahatsızlığından kurtuldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara'da oturan Özlem Güngör'e 7 yaşındayken diyabet teşhisi konuldu. O yaştan itibaren insülin iğnesi yapılan Güngör'ün bir süre sonra protein kaçağına bağlı kronik böbrek yetmezliği başladı.</p>

<p>Damarlarında diyabete bağlı ciddi sorunlar yaşayan Güngör, kalp rahatsızlıkları da artınca açık kalp ameliyatı oldu. Böbrekleri iflas edince damar yapısı dolayısıyla diyalize de giremeyen Güngör'e iki yıl önce donör olan eşi Muhammed Ali'den böbrek nakli gerçekleştirildi.</p>

<p>Gözlerinde büyük oranda görme kaybı olan Güngör'e, başvurduğu Antalya'daki Yaşam Organ Nakli Merkezinde diyabetin hasarlarından kurtulması için pankreas nakli önerildi.</p>

<p>Nakil listesine alınan Güngör'ün hayatı gece çalan telefonla değişti. Bağış çıktığını öğrenince eşi ile Ankara'dan gece yola çıkarak, 6 saate Antalya'ya ulaşan Güngör'e Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Aydınlı başkanlığındaki ekip tarafından pankreas nakledildi.</p>

<p>Yeniden yaşama sarılan Güngör, AA muhabirine, çocukluğundan beri böbrek yetmezliği, görme kabı, kalple ilgili sorunlar başta olmak üzere ciddi rahatsızlıklar yaşadığını söyledi.</p>

<p>Kalbini besleyen üç damarın değiştiğini anlatan Güngör, 'Damarlarım saç teli gibi ince. Vücudum bir anjiyoyu daha kaldırabilecek durumda değildi. Gözümün birinde katarakt var, diğeri 1 metre uzaklığı göremiyor. O yüzden bir an önce pankreas nakline karar verildi.' dedi.</p>

<p>Herkesin bir gün bağış bekleyen hasta konumuna gelebileceğini belirterek bağış çağrısında bulunan Güngör, böbrek nakli olduktan sonra da insülin yapmaya devam ettiğini dile getirdi.</p>

<p><strong>Güngör, bağış çıktığına dair telefon gelince heyecan yaşadığını ifade ederek, şunları kaydetti:</strong></p>

<p>'O heyecanla evden ne alabildiysek yanımıza alıp hemen yola çıktık. Hatta haberi ilk duyduğumda bayılmışım. Umudumu kaybettiğim süreçte o haber geldi. Tarifi olmayan bir duygu. Pankreas nakli oldum. 36 yıl sonra ilk kez insülin kullanmıyorum. Normal hayata adapte olmakta zorlanıyorum, bir şey yediğim zaman hala 'şekerim yükseliyor, insüline ihtiyacım var' diye düşünüyorum. Korkusuzca bir şeyleri tüketmeyi çok özlemişim.'</p>

<p>Eşi Muhammed Ali Güngör ise zorlu bir süreçten sonra eşinin yüzü gülünce mutlu olduğunu anlattı.</p>

<p><strong>- 'Pankreas nakli nadir yapılan ameliyatlardan'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Operasyonu gerçekleştiren Prof. Dr. Aydınlı da Tip1 diyabet hastası kadının, insülin kullanmaya devam ettiği için nakledilen böbreğin bir süre sonra iflas edilebileceğini söyledi.</p>

<p>Bağışın ardından ekibinin Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine giderek organı çıkardığını, o süreçte hastanın da Ankara'dan geldiğini belirten Aydınlı, 'Çok uzun zamandır şeker hastalığına maruz kaldığından damarları ciddi sıkıntılıydı. Zorlu ama başarılı operasyon oldu. Pankreas naklinden bu yana hiç insülin kullanmıyor. Herhangi bir diyabet belirtisi yok. Pankreası iyi çalışıyor.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Pankreas naklinin dünyada nadir yapılan operasyonlardan olduğuna dikkati çeken Aydınlı, 'Bu ülkemizdeki 2026'nın ilk pankreas nakli olabilir. Yılda 3-4 pankreas nakli yapılıyor. Sadece bizim merkezde 15 hasta pankreas nakli bekliyor.' dedi.</p>

<p>Aydınlı, pankreas nakledilecek hastaların böbreğini sol kasığa koyduklarını ancak bu hastanın Ankara'da yapılan nakilde böbreği sağ tarafa konduğu için pankreas naklinin zorlu geçtiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/once-bobrek-sonra-pankreas-nakli-olan-kadin-36-yildir-cektigi-diyabetten-kurtuldu</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/agency/aa/once-bobrek-sonra-pankreas-nakli-olan-kadin-36-yildir-cektigi-diyabetten-kurtuldu.jpg" type="image/jpeg" length="37394"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Açıkta satılan gıdalar 'doğal' algısıyla risk oluşturabilir uyarısı]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/acikta-satilan-gidalar-dogal-algisiyla-risk-olusturabilir-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/acikta-satilan-gidalar-dogal-algisiyla-risk-olusturabilir-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yıldız Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhammet Arıcı, 'doğal' adı altında satılan her ürünün güvenli olmayabileceğini belirterek, özellikle açıkta satılan gıdaların risk taşıyabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Arıcı, '5. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi' için geldiği Antalya'da AA muhabirine yaptığı açıklamada, 'doğal' denilerek pazarlanan gıdaların her zaman sağlıklı olmayabileceğini, belirleyici unsurun üretim ve saklama koşulları olduğunu söyledi.</p>

<p>Açıkta satılan ürünlerin çoğu zaman denetim ve kayıt sistemine tabi olmadan tüketiciye ulaştığına dikkati çeken Arıcı, bu durumun üretim ve dağıtım süreçlerine ilişkin belirsizlikleri artırdığını kaydetti.</p>

<p>Arıcı, bu tür gıdalarda özellikle mikrobiyolojik risklerin öne çıktığını vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok ürünün ısıl işlem veya fermantasyon gibi yöntemlerle işlenmesinin, riskleri azaltarak gıdanın daha güvenli hale gelmesini sağladığının bilimsel olarak kabul edildiğini anlatan Arıcı, bu süreçlerin gıda güvenliğinde önemli rol oynadığını belirtti.</p>

<p>Açıkta satılan baharat ve çiğ süt gibi gıdaların kontrollü şekilde üretilmesinin önemine işaret eden Arıcı, 'Gıdanın açık olması elbette dışarıdan bulaşabilecek safsızlıklara da açık demektir ancak bunların kontrol edilememesi durumunda özellikle mikotoksin, aflatoksin gibi riskleri aklımıza getirir. Onun için elbette paketli gıda diyoruz.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Arıcı, gıda kaynaklı risklerin çoğunlukla kısa vadeli etkilerden ziyade zamanla vücutta biriken mikotoksinler aracılığıyla ortaya çıktığını, bu maddelerin bazı organlarda birikerek uzun vadede toksik etki ve kanser gibi ciddi hastalıklara yol açabileceğini dile getirdi.</p>

<p><strong>- Yoğun dumana maruz kalan gıdalar sağlık risklerini artırabiliyor</strong></p>

<p>Gıda güvenliğinde yalnızca ürün seçiminin değil, hazırlama yöntemlerinin de önemli olduğunu vurgulayan Arıcı, yüksek ısı ve yoğun dumana maruz kalan gıdalarda zararlı bileşiklerin oluşabileceğine dikkati çekti.</p>

<p>Mangal gibi pişirme yöntemlerinde kontrollü olunması gerektiğini anlatan Arıcı, 'Mangalın üstünde, bol ateşle, ateşe yakın pişirildiği zaman et bol dumana maruz kalır. O duman yağın dumanıdır. Buradan da PAH denilen maddeler ızgara edilen etlere geçer ve sağlık riski taşır.' dedi.</p>

<p><strong>- Gıda güvenliğinde izlenebilirlik ve şeffaflık öne çıkıyor</strong></p>

<p>Gıda güvenliğinde şeffaflık ve izlenebilirliğin önemine değinen Arıcı, bu imkanın özellikle ambalajlı ve işlenmiş gıdalarda güvenilirlik açısından önemli bir avantaj sunduğunu ifade etti.</p>

<p>Kökeni bilinen gıdaların önemine işaret eden Arıcı, devletin izlenebilirlik sistemlerini yaygınlaştırdığını söyledi.</p>

<p>Barkod sistemi sayesinde ürünün cep telefonlarıyla taranarak menşeine ve üretim sürecine kadar ulaşılabildiğini belirten Arıcı, izlenebilirliği olan ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Tüketicilerin ürün seçiminde temel kontrolleri ihmal etmemesi gerektiğini kaydeden Arıcı, ambalajı deforme olmuş, paslı, çarpık veya şişmiş konservelerin kesinlikle alınmaması ve tüketilmemesi, şüpheli ürünlerin tadına dahi bakılmadan imha edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/acikta-satilan-gidalar-dogal-algisiyla-risk-olusturabilir-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/agency/aa/acikta-satilan-gidalar-dogal-algisiyla-risk-olusturabilir-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" length="76176"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk mutfağının geleneksel lezzetleri 'fonksiyonel gıda' özellikleriyle öne çıkıyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/turk-mutfaginin-geleneksel-lezzetleri-fonksiyonel-gida-ozellikleriyle-one-cikiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/turk-mutfaginin-geleneksel-lezzetleri-fonksiyonel-gida-ozellikleriyle-one-cikiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk mutfağının geleneksel lezzetleri, modern beslenme biliminde 'fonksiyonel gıda' olarak tanımlanan sağlık üzerindeki olumlu etkileriyle beslenme alışkanlıklarında önemli bir yer tutuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Biruni Üniversitesinden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Biruni Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Elif Zeynep Özer, tarhana, kefir, pekmez, turşu ve boza gibi geleneksel gıdaların modern beslenme biliminde 'fonksiyonel gıda' olarak tanımlanan özelliklere yüzyıllardır sahip olduğunu belirtti.</p>

<p>Özer, beslenme dünyasında sıkça konuşulan 'fonksiyonel gıda' kavramının yeni olmadığını aktararak, geleneksel mutfak kültüründe yer alan pek çok besinin modern bilim tarafından sonradan adlandırılan sağlık yararlarını asırlardır sunduğunu ifade etti.</p>

<p>Fonksiyonel gıdaların, yalnızca temel beslenme ihtiyacını karşılamakla kalmayıp sağlık üzerinde olumlu etkiler bırakan besinler olarak tanımlandığını vurgulayan Özer, şunları kaydetti:</p>

<p>'Bu gıdalar bağışıklık sistemini desteklemekten sindirim sağlığını iyileştirmeye, kronik hastalık riskini azaltmaktan zihinsel performansı desteklemeye kadar geniş bir etki alanına sahiptir. Geleneksel mutfağımızda yer alan birçok besin, bugün fonksiyonel gıda olarak tanımlanan özellikleri doğal biçimde taşımaktadır. Bu anlamda, Türk mutfağının geleneksel lezzetleri modern beslenmenin gözdesi olarak öne çıkıyor.'</p>

<p>Özer, Türk mutfağının bu açıdan oldukça zengin olduğunu belirterek, özellikle fermente ürünlerin sağlık açısından dikkati çektiğini anlattı.</p>

<p>Tarhananın fermente buğday, yoğurt ve sebzelerin birleşiminden oluştuğunu kaydeden Özer, 'Tarhana probiyotik ve prebiyotik içeriğiyle bağırsak sağlığını destekleyen önemli bir besindir. Aynı zamanda düşük glisemik indeksi sayesinde diyabet dostu bir gıda olarak da öne çıkar ve ortalama yüzde 12 protein içerir.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>- 'Düzenli kefir tüketimi sindirim sistemini destekler'</p>

<p>Özer, fermente içeceklerden kefirin de bağırsak mikrobiyotasını dengeleyen önemli bir gıda olduğunu vurgulayarak, 'Kefir, laktik asit bakterileri ve mayalar içeren bir içecektir. Düzenli tüketimi sindirim sistemini destekler ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağlar. Ayrıca hipertansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol riskinin azaltılmasına yardımcı olabileceğine yönelik bilimsel çalışmalar bulunmaktadır.' değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Pekmezin de besin değeri açısından güçlü bir gıda olduğunu belirten Özer, üzüm, dut veya harnuptan elde edilen pekmezin demir, kalsiyum ve polifenoller açısından zengin doğal bir besin olduğunu, özellikle tahinle tüketildiğinde amino asit profili açısından daha dengeli bir besin kombinasyonunun ortaya çıktığını kaydetti.</p>

<p>Özer, fermente sebzelerden yapılan turşunun da doğal probiyotik kaynağı olduğuna işaret ederek, 'Turşu mikro besinler açısından zengindir. Sindirim sisteminin düzenlenmesine yardımcı olur ve bağırsak florasını destekler.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>- Baharatlar fonksiyonel beslenme alışkanlıklarını destekliyor</p>

<p>Biruni Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Araştırma Görevlisi Uğur Can Abanuz da bozanın Türk mutfağının en eski fermente içeceklerinden biri olduğunu vurguladı.</p>

<p>Abanuz, 'Fermente darıdan elde edilen boza, B vitamini ve probiyotik içeriğiyle özellikle kış aylarında bağışıklık desteği amacıyla tüketilen geleneksel bir içecektir.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Baharatların da fonksiyonel beslenmede önemli bir yer tuttuğunu anlatan Abanuz, Türk mutfağında sık kullanılan zerdeçal, kimyon, nane ve kırmızı biber gibi baharatların güçlü biyoaktif bileşikler içerdiğini belirtti.</p>

<p>Abanuz, bu baharatların terpenoid ve fenolik bileşikler sayesinde antioksidan, anti-inflamatuar ve antimikrobiyal özellikler gösterebildiğini kaydederek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Güncel araştırmalar da Türk mutfağının zengin baharat kullanımıyla fonksiyonel beslenme alışkanlıklarını doğal biçimde desteklediğini ortaya koymaktadır. Geleneksel beslenme kültürü yalnızca gastronomik bir miras değildir. Atalarımızın yüzyıllardır tükettiği bu besinler, modern beslenme biliminin bugün 'fonksiyonel gıda' olarak tanımladığı sağlık faydalarını zaten bünyesinde barındırıyor. Bu nedenle geleneksel mutfak kültürümüz, sağlıklı beslenme açısından önemli bir rehber niteliği taşıyor.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/turk-mutfaginin-geleneksel-lezzetleri-fonksiyonel-gida-ozellikleriyle-one-cikiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/agency/aa/turk-mutfaginin-geleneksel-lezzetleri-fonksiyonel-gida-ozellikleriyle-one-cikiyor.jpg" type="image/jpeg" length="96013"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'nin tek deri bankası ve doku laboratuvarına bağışlar artıyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/turkiyenin-tek-deri-bankasi-ve-doku-laboratuvarina-bagislar-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/turkiyenin-tek-deri-bankasi-ve-doku-laboratuvarina-bagislar-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Deri Bankası ve Doku Laboratuvarında, geçen yıldan bu yana bağışlanan insan derileri işlenerek ihtiyaç halinde kullanılmak üzere saklanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı öncülüğünde geçen yıl kurulan Türkiye'nin ilk ve tek deri bankası ve doku laboratuvarı, ağır yanık nedeniyle tedavi gören hastaların sağlıklarına kavuşmalarına katkı sağlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Merkezde, estetik ameliyatlar sonrasında ve hayatını kaybeden insanların bağışlarıyla elde edilen deriler işlenerek 2 ila 5 yıl saklanabiliyor.</p>

<p>İşlenip stoklanan deriler, ihtiyaç halinde vücudunda ağır yanık oluşan hastalara nakledilerek kendi hücrelerinden yeni deri oluşturuluncaya kadarki tedavilerinde süre kazanmalarını sağlıyor.</p>

<p>Laboratuvar, talep eden sağlık merkezlerine de stoklarında bulunan derileri kalite standartlarına uygun şekilde veriyor.</p>

<p><strong>- 'Tüm Türkiye'ye yetecek seviyeye gelmeyi planlıyoruz'</strong></p>

<p>Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Koray Daş, AA muhabirine, birçok gelişmiş ülkede sağlık politikalarının merkezinde yer alan deri bankası ve doku laboratuvarının, özellikle savaş, terör olayları ya da büyük kaza gibi durumlarda yanık yarası oluşan çok sayıda kişinin tedavisinde kritik önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Hastane bünyesinde geçen yıl hizmete açılan merkezde bağışla alınan insan derileriyle ilgili işlemlerin yoğun şekilde sürdüğünü anlatan Daş, bu kapsamda anne karnındaki bebeği çevreleyen plasentanın en iç tabakası (amniyotik membran) ile ilgili çalışmalar yaptıklarını belirtti.</p>

<p>Daş, yanık ve yara tedavisinde ve özellikle plastik cerrahinin bazı alanlarında çok sık kullanılan bu tabakanın hem canlı koruma hem de uzun süre dayanıklı olabilecek şekilde iki formda ürettiklerini dile getirdi.</p>

<p>Deri greftleriyle (deri dokusunun başka bölgeye nakledildiği cerrahi işlem) ilgili çalışmalarının sürdüğünü anlatan Daş, 'Bunlar, başka bir insandan alınıp diğer bir insana uyguladığımız ve 5 yıl boyunca rafta saklayabileceğimiz ürünler. Bunlar tedavide çok kritik rol oynuyor. Özellikle ağır yanıkların tedavisinde çok önemli.' diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Daş, deri bankası ve doku laboratuvarında bağ dokusu iskeletiyle ilgili çalışmalar gerçekleştirdiklerini de dile getirdi.</p>

<p>Deri nakli uyguladıkları hastalarda güzel sonuçlar aldıklarını belirten Daş, 'Şu an amniyotik membranda 200 bin santimetrekare üretime ulaştık, bu ciddi bir rakam. Amniyotik membran için günlük 5 bin santimetrekarenin üzerinde üretim kapasitemiz var. O çok sık kullanılıyor. Diğer deri türevlerinde ise yaklaşık 50-60 bin santimetrekareye kadar çıktık. Bağışlar ve bilincin artırılması ile tüm Türkiye'ye yetecek seviyeye gelmeyi planlıyoruz.' dedi.</p>

<p>Daş, stokları, estetik ameliyatların ardından ve hayatını kaybeden insanların yakınlarının bağışlamasıyla sağladıkları bilgisini verdi.</p>

<p>Dünyada bu işin ana kaynağının hayatını kaybetmiş insanlardan bağış olarak alınan deriler olduğunu vurgulayan Daş, Türkiye'de bu bilincin yeni yeni oluşmaya başladığını belirtti.</p>

<p><strong>- 'Vefat etmiş hastalardan derinin tamamını almıyoruz'</strong></p>

<p><strong>Toplumun deri bağışı konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Daş, şunları kaydetti:</strong></p>

<p>'Bunların da aynı karaciğer, böbrek bağışı veya kornea gibi çok önemli bir doku olduğunu anlatmamız gerekiyor. Vefat etmiş hastalardan derinin tamamını almıyoruz, sadece sırt ve bacak bölgesinden ince bir tabaka halinde deri alıyoruz. Vefat eden kişide alındığı çok belli olmuyor bile. Bunlar o kadar çok bebeğin, çocuğun ve insanın hayatını kurtarmaya yarıyor ki gerçekten bunu bildiklerinde, bunları güzel bir iletişimle topluma anlattığımızda bu bağışları çok kolay yapabileceklerine inanıyoruz. Bağış yapmak isteyenler, tedavi gördükleri merkezlerde, hastanelerde bağış yapmak istediklerini bildirirlerse onlar bize ulaşırlarsa, biz bu dokuları başka insanların hayatı için işleyip kullanabiliriz.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/turkiyenin-tek-deri-bankasi-ve-doku-laboratuvarina-bagislar-artiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/agency/aa/turkiyenin-tek-deri-bankasi-ve-doku-laboratuvarina-bagislar-artiyor.jpg" type="image/jpeg" length="27077"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda alerjik hastalıkların geç tanısı astım riskini artırabiliyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklarin-gec-tanisi-astim-riskini-artirabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklarin-gec-tanisi-astim-riskini-artirabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Atilla Nursoy, çocuklarda alerjik hastalıkların erken dönemde teşhis edilmemesinin ilerleyen süreçte astım riskini artırabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üniversiteden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Nursoy, özellikle uzun süren burun akıntısı, hapşırık, cilt döküntüsü ve tekrarlayan öksürük gibi belirtilerin alerjik hastalıkların habercisi olabileceğini kaydetti.</p>

<p>Nursoy, çocukluk çağında alerjik rinit, besin alerjileri, atopik dermatit ve alerjik astımın en sık görülen alerjik hastalıklar arasında yer aldığını vurgulayarak, bu hastalıkların erken dönemde fark edilmesinin ileride ortaya çıkabilecek solunum yolu sorunlarının önlenmesi açısından önem taşıdığını aktardı.</p>

<p>Çocuklarda sık tekrarlayan bazı belirtilerin alerjik hastalıklara işaret edebileceğini vurgulayan Nursoy, 'Uzun süren burun akıntısı, sık hapşırma, burun kaşıntısı, gözlerde sulanma, ciltte kaşıntılı döküntüler ve özellikle gece artan öksürük gibi belirtiler alerjik hastalıkların habercisi olabilir. Aileler bu tür belirtileri basit bir soğuk algınlığı olarak değerlendirmemeli ve gerekli durumlarda bir uzmana başvurmalıdır.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Nursoy, alerjik hastalıkların zamanında tedavi edilmemesi halinde solunum yollarını etkileyebileceğini aktararak, 'Alerjik hastalıklar özellikle solunum yollarını etkilediğinde ilerleyen dönemlerde astım gelişme riskini artırabilir. Bu nedenle erken tanı ve uygun tedavi süreci oldukça önemlidir. Alerjiye neden olan faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörlerden korunma yöntemlerinin uygulanması hastalığın kontrol altına alınmasına yardımcı olur.' değerlendirmelerinde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüyleri ve bazı gıdaların alerjik reaksiyonlara yol açabileceğini belirten Nursoy, ev ortamının düzenli havalandırılması, toz tutan eşyaların azaltılması ve yatak ile yastık kılıflarının sık yıkanmasının alerjen maruziyetini azaltabileceğini kaydetti.</p>

<p>Besin alerjisi şüphesi olan çocuklarda tetikleyici gıdaların belirlenmesi ve bu gıdalardan kaçınılmasının önemine işaret eden Nursoy, erken tanı ve düzenli takip sayesinde alerjik hastalıkların kontrol altına alınabileceğini ve çocukların yaşam kalitesinin artırılabileceğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklarin-gec-tanisi-astim-riskini-artirabiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 00:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/04/i-27.jpg" type="image/jpeg" length="45361"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uyurgezerlikte hastayı aniden uyandırmak risk oluşturabiliyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/uyurgezerlikte-hastayi-aniden-uyandirmak-risk-olusturabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/uyurgezerlikte-hastayi-aniden-uyandirmak-risk-olusturabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Üniversitesi Çamlıca Hastanesi Nöroloji Bölümü Uzm. Dr. Gözde Nezir Eyican, erişkin yaşlarda ortaya çıkan uyurgezer hastaların uyandırılmaması gerektiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, çocukluk çağında sıkça karşılaşılan ve genellikle ergenlikle kendiliğinden kaybolan uyurgezerlik, erişkin yaşlarda ortaya çıktığında başka hastalıkların sinyali olabiliyor.</p>

<p>Pek çok aile yakını için endişe verici bir durum olarak görülen ve tıp dünyasında 'somnambulizm' olarak bilinen uyurgezerlik, beynin en derin uyku evresinde gerçekleşen gizemli bir süreç olarak niteleniyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Gözde Nezir Eyican, hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilen bu uyku bozukluğunun anatomisi ve doğru müdahale yollarına ilişkin bilgi verdi.</p>

<p>Uyurgezerliğin 'non-REM' uyku evresinde ortaya çıktığını belirten Eyican, 'Uyurgezerlik sırasında kişi bilinçsiz şekilde yataktan kalkabilir, ev içinde dolaşabilir ve çeşitli davranışlar sergileyebilir. Gözleri açık görünür ve dışarıdan bakıldığında uyanık gibi algılanabilir ancak aslında kişi, o sırada derin uykudadır. Uyurgezerlik, çocukluk çağında daha sık görülüyor. Çocukluk çağında görülen uyurgezerlik çoğu zaman ergenlik dönemine doğru kendiliğinden düzelir. Ancak bazı kişilerde erişkin yaşlarda da devam edebilir.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>- 'Genetik yatkınlık önemli'</p>

<p>Eyican, uyurgezerlikte genetik faktörlerin önemli rol oynadığını, ailede benzer öyküler bulunmasının riski artırabileceğini vurguladı.</p>

<p><strong>Anne veya babada uyurgezerlik olması halinde çocuklarda görülme ihtimalinin arttığını aktaran Eyican, şunları kaydetti:</strong></p>

<p>'Uyurgezer bir kişinin ani şekilde uyandırılması, doğru bir yaklaşım değil. Uyurgezer bir kişiyi o anda uyandırmak, oryantasyon bozukluğuna neden olabilir ve kişiyi panik haline sokabilir. Bu durumda yapılması gereken en doğru şey, kişiyi sakin bir şekilde yönlendirerek, tekrar yatağına dönmesini sağlamak.'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uyurgezerlik tanısında uyku testinin önemli bir yöntem olduğuna değinen Eyican, 'polisomnografi' adı verilen uyku testi sayesinde uyurgezerliğin başka nörolojik hastalıklarla karışıp karışmadığını anlayabildiklerini, aynı zamanda uyku apnesi gibi eşlik eden sorunları tespit edebildiklerini ifade etti.</p>

<p><strong>Eyican, erişkin yaşlarda ortaya çıkan uyurgezerliğin, bazı hastalıklarla görülebileceğine değinerek, şu değerlendirmelerde bulundu:</strong></p>

<p>'Uyurgezerlik erişkinlerde uyku apnesi, huzursuz bacaklar sendromu, bazı psikiyatrik hastalıklar veya nörolojik rahatsızlıklarla görülebilir. Bu nedenle erişkinlerde mutlaka tanı ve tedavi planı yapılmalı. Uyurgezerlik sırasında kişi farkında olmadan kendisine veya çevresindekilere zarar verebilir. Bu nedenle kesici ve delici aletlerin bulunduğu alanların kilitlenmesi, kapı ve pencerelere güvenlik kilidi takılması gibi önlemler alınmalı.'</p>

<p></p>

<p><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/uyurgezerlikte-hastayi-aniden-uyandirmak-risk-olusturabiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 22:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/03/agency/aa/uyurgezerlikte-hastayi-aniden-uyandirmak-risk-olusturabiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="87186"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağız ile genel sağlık arasında bütüncül bir ilişki bulunuyor]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/agiz-ile-genel-saglik-arasinda-butuncul-bir-iliski-bulunuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/agiz-ile-genel-saglik-arasinda-butuncul-bir-iliski-bulunuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lokman Hekim Üniversitesi Söğütözü Diş Hastanesi Başhekimi ve Pedodonti Uzmanı Prof. Dr. Atilla Stephan Saraç, doğru ağız bakım alışkanlıklarının erken yaşta kazanılmasının yaşam boyu sağlık için önemli olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Saraç, 20 Mart Dünya Oral Sağlık Gününün, Dünya Diş Hekimleri Birliği (FDI) üyesi yaklaşık 200 ülkede çeşitli etkinliklerle kutlandığını aktardı.</p>

<p>Etkinliklerin temel amacının, bilimsel yaklaşımlar ışığında toplumun bilgi düzeyini artırmak ve doğru ağız-diş sağlığı alışkanlıklarının yaygınlaşmasını sağlamak olduğuna değinen Saraç, ağız hastalıklarının dünyada en sık görülen kronik hastalıklar arasında üçüncü sırada yer aldığını ifade etti.</p>

<p>Saraç, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 90'ının diş çürüğü, diş eti hastalıkları ve ağız kanserine kadar uzanan çeşitli ağız hastalıkları açısından risk altında bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p>'Dünya Oral Sağlık Günü, gençlerden artan yaşlı nüfusa kadar tüm bireylerin yaşam boyu ağız ve diş sağlığını korumaya odaklanıyor. Toplumda ağız ve diş sağlığının genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğu bilincinin oluşturulması, büyük önem taşıyor. Diş çürüğü başta olmak üzere ağız hastalıklarının önemli bir kısmı, önlenebilir hastalıklar. Sağlıklı bir vücut için önce ağız sağlığı gerekir. Doğru ağız bakım alışkanlıklarının erken yaşta kazanılması, yaşam boyu sağlık için kritik derecede önemli. '</p>

<p><strong>- 'Psikolojik durumu da olumsuz etkiliyor'</strong></p>

<p>Sağlıklı dişlere sahip olmanın, bireyin öz güvenini olumlu etkilediğine dikkati çeken Saraç, diş kaybının ise estetik ve ağız fonksiyonlarını bozarak kişinin psikolojik durumunu olumsuz etkileyebildiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Saraç, ağız sağlığı ile genel sağlık arasındaki ilişkinin fiziksel sağlığın yanı sıra yaşam kalitesini de kapsayan bütüncül bir ilişki olduğunu belirterek, 'Bireyler, bazı basit alışkanlıklarla ağız sağlığını koruyabilir. Dişlerin doğru teknikle düzenli olarak fırçalanması, diş ipi kullanımı, şekerli gıdaların tüketiminin azaltılması, dengeli ve sağlıklı beslenme, 6 ayda 1 diş hekimi kontrolüne gidilmesi gerekir.' tavsiyelerinde bulundu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/agiz-ile-genel-saglik-arasinda-butuncul-bir-iliski-bulunuyor</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 01:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/03/agency/aa/agiz-ile-genel-saglik-arasinda-butuncul-bir-iliski-bulunuyor.jpg" type="image/jpeg" length="24187"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diş eti kanaması sistemik hastalıkların habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://marasaktuel.com.tr/dis-eti-kanamasi-sistemik-hastaliklarin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://marasaktuel.com.tr/dis-eti-kanamasi-sistemik-hastaliklarin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dt. Ümit Selçuk, diş eti kanamasının çoğu zaman ihmal edildiğini, ancak bu durumun ciddi sistemik hastalıkların erken belirtisi olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Dt. Ümit Selçuk, 20 Mart Dünya Oral Sağlık Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, diş eti kanamasının toplumda yaygın görülen ancak sıklıkla göz ardı edilen bir durum olduğuna dikkati çekti.</p>

<p>Diş eti hastalıklarının erken dönemde fark edilmemesi halinde ilerleyerek diş kaybına kadar gidebileceğini vurgulayan Selçuk, 'Diş fırçalarken ya da kendiliğinden oluşan kanamalar, sağlıklı bir ağız için normal kabul edilmez. Bu durum çoğu zaman diş eti hastalıklarının ilk sinyalidir. Basit bir kanama gibi görülen tablo, aslında altta yatan iltihabi sürecin göstergesidir. Erken müdahale edilmezse kemik kaybı ve diş kaybı kaçınılmaz olabilir.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ağız sağlığının sistemik hastalıklarla doğrudan ilişkili olduğunu aktaran Selçuk, özellikle diyabet hastalarında diş eti hastalıklarının daha hızlı ilerlediğini kaydetti.</p>

<p>Selçuk, kan şekeri kontrolü ile diş eti sağlığı arasında çift yönlü bir ilişki olduğunu vurgulayarak, 'Periodontal hastalıklar, diyabet, kalp-damar hastalıkları ve bazı solunum yolu hastalıklarıyla ilişkilidir. Ağız içindeki kronik enfeksiyonlar, vücutta inflamasyonu artırarak genel sağlığı olumsuz etkileyebilir. Ağız sağlığı, genel sağlığın aynasıdır. Bu nedenle ağız sağlığı ihmal edilmemelidir.' değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Selçuk, günde en az iki kez doğru teknikle diş fırçalamanın, diş ipi kullanımının ve ağız bakım rutinlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Ağız ve diş sağlığının korunmasında düzenli diş hekimi kontrollerinin kritik rol oynadığını belirten Selçuk, şunları kaydetti:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Yılda en az iki kez diş hekimi muayenesi, oluşabilecek hastalıkların erken dönemde tespit edilmesini sağlar. Bu sayede hem tedavi süreci kolaylaşır hem de daha ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilir. Sağlıklı bir ağız, sağlıklı bir yaşamın temelidir. 20 Mart Dünya Oral Sağlık Günü, bu farkındalığı artırmak için önemli bir fırsattır.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://marasaktuel.com.tr/dis-eti-kanamasi-sistemik-hastaliklarin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 01:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://marasaktuelcomtr.teimg.com/crop/1280x720/marasaktuel-com-tr/uploads/2026/03/agency/aa/dis-eti-kanamasi-sistemik-hastaliklarin-habercisi-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="55628"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
