Aycan, konuşmasında şunları dile getirdi: "İki konu üzerine duracağım: Birincisi, sağlık personeline şiddet konusudur. Tabii, defalarca gündeme geldi, çok önemli bir konu. Milliyetçi Hareket Partisi olarak her türlü şiddeti kınıyoruz, sağlık personeline yönelik şiddeti ayrıca daha fazla kınıyoruz. Çünkü sağlık personeline yapılan şiddet herhangi bir kişiye yapılan şiddet değildir, kamu hizmeti vermekte olan bir kişiye yapılmış olduğu için ve bu şiddet sonrası da kamu hizmeti etkilendiği için, kamu hizmetinin sunumu etkilendiği için ayrı bir öneme sahiptir. Bu kanun teklifiyle sağlık personeline yapılan şiddet, kasten yaralamalar katalog suç kapsamına alınmıştır ve cezalar artırılabileceği kadar artırılmıştır. Bu gelişmeyi çok önemli buluyoruz. Artık en yüksek düzeyde yargılanması söz konusu olacaktır fakat bunun yeteri kadar caydırıcı olmadığını da görüyoruz. Defalarca Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konu ele alındı. Türkiye Büyük Millet Meclisi bana göre gereğini yapmıştır ve cezaları en fazla oranda artırmıştır. Bundan sonraki beklentimiz, özellikle savcılarımızdan ve hâkimlerimizden, bu konunun kamu davası hâline getirilmesi ve sağlık personeline şiddet uygulayan kişilerin mutlaka tutuklu yargılanmasını bekliyoruz.
Diğer bir konu da sadece hukuk anlamında değil, idari anlamda da düzenlemeler yapmak gerekir. Sağlık personeline şiddetin en fazla olduğu yerler acillerdir. Acillerle ilgili idari düzenleme yapılabilir. Acillerdeki yoğunluk azaltılabilir, sağlık personelinin yükü azaltılabilir, örneğin sağlık personeli sayısı artırılabilir veya sağlık personelinin nöbet süreleri kısaltılabilir. Güvenlik önlemleri artırılabilir. Acil girişlerindeki güvenlik personeli sayısını artırarak bu konuda olumlu beklentiler içerisine de girmek istiyoruz. İnşallah, bunun sonrasında sağlık personeline yönelik şiddet azalır.
İkinci konu, sağlık personelinin verdiği hizmetlerden dolayı soruşturma açılmasıdır. Bu hakikaten çok önemli bir konudur, başlı başına ayrı bir konudur, çok taraflı bir konudur ve mutlaka bununla ilgili düzenleme yapmak gerekiyor. Çünkü bu, sağlık hizmetlerinin uygulanmasını ciddi bir şekilde etkilemektedir.
Bugün, yeni mezun tıp fakültesi öğrencisi, ihtisas sınavına girdiği zaman cerrahi branşları seçmemektedir. Genel cerrahiyi, kadın doğumu, beyin cerrahisini, göğüs cerrahisini seçmemekte ve bu da çok ciddi bir şekilde cerrahi uzman yetişmesinde sıkıntı oluşturmaktadır. Hatta, bugün, ihtisasa başlayan gençlerimiz ihtisası bırakmaktadır. Tercihler değişmiştir, daha kolay, nöbetsiz, risksiz klinikler seçilmektedir. Hatta, riskli vakaların ameliyat olmasından, operasyonundan bütün cerrahlar kaçınmaktadır. Bu da, korkumuz şudur ki, sağlık hizmetleri verilmesini etkileyecektir; vatandaşın sağlık hizmeti almasını etkileyecek bir durumdur.
Dünyada da bu konu tartışılmaktadır. Malpraktis olarak değerlendiriliyor bu konular yani tıpta yanlış uygulamalar olarak ifade ediliyor. Bu, tüm dünyada tartışılan bir konudur ve bu, ayrı bir uzmanlık alanı hâline de dönüşmüştür; sağlık hukuku diye bir alan doğmuştur. Şimdi, bizim, özellikle bu Ceza Kanunu'nda hekimlerle ilgili çok ağır cezalar öngörülmektedir. Bu cezaların da güncellenmesi ve ele alınması gerekiyor. Taksirle ölüme sebebiyet veya taksirle yaralamaya sebebiyetten yargılanıyor ya da bilinçli taksirden yargılanıyor ve bu da ciddi bir şekilde hekimleri mesleği yapmasından alıkoyan bir durum hâline gelmiştir, çok tehlikelidir; sadece bugünü değil, Türkiye'de sağlık hizmetlerinin geleceğini tehdit eden bir durumdur. Bu konuda çok ciddi bir düzenleme yapılması gerekiyor. Önce tıpta yanlış uygulamanın ne olduğunun tanımlanması gerekir. Önce normali tanımlamamız sonra yanlışları tanımlamamız lazım ama bu yasanın çok etraflı bir şekilde, sadece hekimlerin sorumluluklarını değil, sağlık kuruluşlarının sorumluluklarını, hastanın sorumluluğunu, yanındaki refakatçinin sorumluluklarını da ele alması gerekiyor. Özel sektör için ayrı bir düzenleme yapmak lazım çünkü özel sektör hastanelerinin işletme vasfı vardır; işletmecinin de sorumluluğu vardır, idarenin de sorumluluğu vardır.